27 Tem 2010 @ 11:46 PM 

Aylardır basit fotoğraf işlemleri için kah Gimp, kah Picnik, kah Picasa gibi uygulamalar kullanıyorum. Yaptığım şey çok basit. Öncelikle fotoğrafları kesiyorum (Crop). Daha sonra boyutlandırıyorum (Resize). Bu tabi bloga yollayacağım ya da Friendfeed gibi yerlerde paylaşacağım zaman geçerli. Özetle fotoğraf üzerinde herhangi bir düzenleme yapmıyorum. Sadece Crop ve Resize.

Gimp bu iş için fazla yavaş. Picnik desen upload et, düzenle, download et filan uğraşmaya değmez. Picasa ise gördüğüm kadarıyla sadece kesmeye izin veriyor. Yeniden boyutlama işlemini bulamadım. Keza Ubuntu’nun Görüntü Göstericisi, Viewnoir, F-spot filan derken hepsinin sadece kesme işlemini yaptığını, boyutlama işlemini yapamadığını fark ettim (ya da bulamamış da olabilirim?)

Neyse depolarda dolaşırken bugün gThumb diye basit bir fotoğraf göstericisi buldum. En temel fotoğraf işleme işlemlerini bünyesinde barındırıyor. Anında favorim oldu. Hem fotoları açış hızı gayet güzel, hem de çok basit bir arayüz içinde kesme, boyutlandırma, kırmızı göz giderme gibi fonksiyonların yanında siyah beyaz, soldur, negatif gibi efektler de uygulayabiliyor. Ayrıca kontrast ve renk ayarı da yapabiliyorsunuz. Özetle montaj ve profesyonel olarak ciddi bir çalışma işine girmeyecekseniz her türlü işinizi görecek minik bir program. Depolardan kurulabiliyor.

Eğer işlemleriniz bu minik canavarı aşacak düzeydeyse ikinci alternatifimiz Gimp’e başvurmak oluyor. Yeni 2.7.1 versiyonu ile tasarımda yenilenmeye gidip, tek pencere dönemine geçeceklermiş. İlerleyen günlerde indirilmeye sunulacak. Çok umutluyum bu yeni tasarımdan.

Yazan: Deniz
Son Düzenleme: 27 Tem 2010 @ 11:46 PM

E-mailLinkYorumlar (0)
Tags

 19 Tem 2010 @ 12:39 AM 

Google Picnik uygulamasını satın alınca hepimiz heyecanlandık. Özellikle satın almanın hemen ardından uygulamanın Picasa‘ya dahil edileceği ve ücretsiz olacağına dair haberler çıkınca. Hafta itibariyle ilk kez bu yönde bir atılım gördük. Henüz biz kullanıcılara kayda değer bir uygulama sunmasa da Picasa Web Albums içinden Picnik uygulamasına ulaşabiliyoruz.

Öncelikle sağda solda dolaşan yanlış bilgiyi düzelteyim. Picasa Google satın almadan önce bazı özelliklerini 25$ karşılığında Premium olarak sunuyordu. Hala öyle. Picnik’in harika filtreleri maalesef şu sıralar ücretli. Ama kullanıcıların en çok işine yarayacak temel özelllikler ücretsiz. Son gelişme ile Picnik’in tamamen ücretsiz olduğu doğru değil, hala eskisi gibi ücretli.

Picnik, artık Picasa Web Albums içinden kullanılabiliyor.

Öte yandan yapılan çok büyük bir yenilik yok. Sadece Picasa Web üzerinden “Edit in Picnik” seçeneğini seçtiğimizde ayrı bir frame içinde Picnik uygulamasını açıyor. Henüz Google hesabımızla siteye giriş bile yapamıyoruz. Benim kullanıcı olarak beklentim Picnik uygulamasının Picasa programına entegre edilmesi ve tüm özelliklerinin ücresiz olması. O zaman satın almanın bir anlamı olacak. Hali hazırda fotoğrafımızı Picnik’e yükleyip, düzenlememizi yaptıktan sonra tekrar Picasa’ya aktarma işlemini kolaylaştırmak dışında hiçbir yeni özellik gelmemiş.

Son bir hatırlatma. Fotoğrafta görülen özellikler sadece dilinizi ingilizce olarak ayarladığınız zaman aktif oluyorlar. Dil ayarınızı yukarıdaki “Ayarlar” bölümünden değiştirebilirsiniz.

Picnik’i bilmeyenler için de ayrı bir paragraf açalım. Online fotoğraf düzenleme uygulaması. Orta düzey bir kullanıcının ihtiyaç duyabileceği her türlü özelliği bünyesinde barındıran oldukça gelişmiş bir site kendisi. Henüz kullanmaya başlamadıysanız bence bir şans verin.

Yazan: Deniz
Son Düzenleme: 19 Tem 2010 @ 12:39 AM

E-mailLinkYorumlar (1)
Tags

 16 Tem 2010 @ 10:43 PM 

İnternetten alışveriş yapmanın avantajlı ve dezavantajlı birçok yönü var. Avantajları; yerimizden kalkmadan 2 tıkla istediğimizi almamız, çok fazla seçenek arasından dilediğimizi seçebilmemiz ve elbette çoğu zaman ucuz olması. Dezavantajları ise ürünü denemeden alıyor olmak ve elbette güvenlik. Çoğu kişi siparişten sonraki muhtemel 3-5 günlük kargo süresinde stres yapıp gastrit olmaktansa mağazaya gidip ürünü alıp gelmeyi hala tercih ediyor.

Ben sanal alışveriş ile fizikseli arasında bir denge tutturmuş durumdayım. Bir kere artık mouse pad bile alacaksam internete girip yorumları okuyorum. Alternatif ürünleri inceliyorum. En basit ürün bile bazen günlerce, bazen haftalarca süren inceleme aşamasından sonra alınıyor. Bundan zevk alıyorum.

Ürüne karar verirken aynı zamanda fiyat araştırması da yapıyorum. Mağazalarda ne kadar, internette ne kadar. Kayda değer bir fark varsa ve güvenilirse internetten alıyorum, hiç acımıyorum. İlle de mıncıklayıp almam gereken bir ürünse mağazaya gidip mıncıklıyorum. Daha sonra fiyat farkı çoksa eve gidip evden sipariş ediyorum. Çok değilse mağazadan alıyorum. Manyakça bir tutum farkındayım.

İnternet alışverişlerinizde birkaç temel noktaya dikkat ettikten sonra güvenlik konusunu rahatlıkla çözebilirsiniz. Bilmeniz gereken ne yaparsanız yapın %100 güvenliği sağlamanız mümkün değil. Ama paralarınızı yastık altında bile saklasanız evinize hırsız girmeyeceğini garanti edemezseniz. Dolayısıyla işte riskleri en aza indirmenin birkaç küçük püf noktası:

1) Bilgisayarınızın virüs ya da keylogger içermediğinden emin olun. Bilgisayarınızı her zaman güncel tutun. Bilgisayar güvenliği ile ilgili endişeleriniz varsa, misal internet üzerinden oldukça fazla ve yüklü miktarlarda alışveriş yapıyorsanız Linux dağıtımlardan birine geçin. Çünkü Linux dağıtımları daha güvenlidir.

2) Sanal kredi kartı kullanın: Çünkü sanal kredi kartında limiti siz belirlersiniz. Alışveriş yaptıktan sonra limitinizi sıfırlar ve böylece olası bir çalınma durumunda mağdur olmazsınız. Alışveriş esnasında başınıza bir şey gelirse tüm hesabınız hüpletilmek yerine sadece sizin belirlediğiniz limit hüpletilir.

3) Paypal kullanın: Çünkü Paypal internet üzerinden alışveriş yapmanın en güvenli yoludur. Sanal kredi kartınızı Paypal hesabınıza ekleyin. Paypal’ın ne olduğunu bilmiyorsanız sizi şuraya alalım.

4) Sadece güvenilir sitelerden alışveriş yapın: Bunun için siteden daha önce alışveriş yapmış diğer kimselerin site ile ilgili yazdıkları yazıları okuyabilirsiniz. Bazı siteler insanlardan parayı topladıktan sonra toz olmaktadırlar. Başınıza böyle tatsız şeyler gelebilir. Sitelerin kimin üzerine olduğunu, vergi numaralarını, ofis adreslerini, telefonlarını filan kontrol edin. İnternette köklü alışveriş siteleri vardır, onları kullanın.

5) Online bankacılık, Paypal ve alışveriş yapacağınız sitelerin şifreleri için en az 8 karakter uzunluğunda, büyük harf, küçük harf, rakam ve bir karakter (@, +, -, * gibi) içerecek şekilde güçlü şifreler seçin.

Gördüğünüz gibi gayet basit, hepsini zaten biliyordunuz değil mi? Bu adımları uygularsanız başınıza iş gelme ihtimalinizi en aza indirir, güvenli bir şekilde online alışveriş yapabilirsiniz.

Benim asıl bahsetmek istediğim mevzu yurt dışı alışveriş deneyimi. Bu konuda Amazon ve Ebay başı çekse de ülkemizde satılan ürünleri neredeyse 3′te 1 fiyatına satın alabileceğiniz, üstelik ürünleri ücretsiz kargolayan 2 yabancı site tanıtacağım. Ondan önce Paypal hesabı oluşturmak, Ebay’dan alışveriş yapmak, taklit ürünleri algılamak ve doğru satıcıyı bulmakla ilgileniyorsanız şuradaki videolu anlatımı okumanızı öneririm. Biz devam edelim.

Birinci adım sanal kredi kartımızı oluşturuyoruz (Bu şart değil, normal kredi kartı da kullanabilirsiniz ama güvenli olması açısından mutlaka sanal kredi kartı kullanın). Daha sonra Paypal hesabı açıp, sanal kredi kartımızın bilgilerini buraya ekliyoruz (Bu da şart değil ama öncelikle birçok yabancı ve Türkçe site Paypal kullanır.)

DealExtreme.com

Yurt dışı alışverişi deyince ülkemizde akla gelen ilk site DealExtreme olsa gerek. Gerçekten ülkemizde bu siteden alışveriş yapan çok fazla insan mevcut. En güzel özellikleri ürünleri ücretsiz bir şekilde kargolamaları. Burada dikkat etmemiz gereken şey ürünler posta hesabıyla PTT tarafından geliyor. Yani mektuplarda olduğu gibi kutuyu posta kutumuza bırakıp gidiyorlar. Kapıya kadar getirip imza karşılığı vermek yok. Kutudan kaybolursa sorumluluk sizde oluyor yani. Ayrıca takip numarası da olmadığı için ürünün yol boyunca başına gelenlerden bir haber oluyorsunuz.

Ben siteden defalarca ürün satın aldım. Hepside sorunsuz geldi ama en erken geleni 23 gün sürmüştü. Yani ürünü sipariş ettikten tam 23 gün sonra elime ulaştı. Aşağı yukarı 3 hafta sürüyor zaten. Süre 3 haftayı aşarsa mail atıp tekrar yollamalarını isteyebilirsiniz. Ya da PTT’ye gidip adınıza posta gelip gelmediğini kontrol ettirebilirsiniz.

Son olarak dikkat etmemiz gereken site Hong Kong menşeili. İçeriğindeki ürünler her şey 1 milyoncuda bulabileceğiniz türden Çin malı ürünler. Markalı bir ürün alacaksanız, atıyorum Kingston marka usb bellek alacaksanız ürününüz orjinal olmayabilir. Ürünlerin altındaki yorumlar tamamen objektif ve kullanıcılar tarafından yazılmış yorumlar. Ürün orjinal değilse çatır çatır yazıyorlar. Almadan onları okuyun mutlaka. Onun dışında sitede o kadar eğlenceli şeyler var ki her girdiğimde birkaç tane şey alasım geliyor. Hele 2$ Gadget diye bir bölümü var ki 2$ altı ürünleri listeliyor. Harika şeyler bulabilirsiniz o kısımdan. Bana kalırsa ilk alışverişinizi bu 2$’lık ürünlerden bir tane sipariş ederek deneyin. Kargoda bir sorun çıkmıyorsa alışverişe devam edebilirsiniz.

MyMemory.co.uk

Adından anlaşılacağı üzere ingiliz sitesi olan MyMemory ürünleri ücretsiz kargolayan bir başka güvenilir firma. Bu site DealExtreme’e göre biraz daha ciddi. İçeriğindeki tüm ürünler orjinal bir kere. İngiliz Sterlini üzerinden satış yapılıyor. Kulaklık üzerine özelleşmiş bir site diyebiliriz. Türkiye’den bu siteden kulaklık alan çok fazla insan var. Birkaçı ürünü almada sorun yaşasa da genelde herkes memnun. Çünkü sorun yaşayan arkadaşlar mail atınca paraları iade edilmiş.

Sitede iPod ve akssesuarları da satılıyor, hafıza kartları, cep telefonu gibi pahalı aletler de. Ama dediğim gibi zaman zaman kulaklıklarda %50′ye varan indirimler yapabiliyorlar. Bu tarz indirimleri yakaladığınız zaman alıyorsunuz zaten. Ben de sayısız defa alışveriş yaptım bu siteden. Bir kere Koss PortaPro kulaklık gelmemişti. Mail atınca paramı iade ettiler. Onun dışında aldığım tüm ürünler 1 hafta ile 3 hafta arasında değişen sürelerde elime ulaştı.

Sitenin fiyatları bir Amazon’a kıyasla daha pahalı ama Amazon’dan aldığınız ürünün kargo parasını ekleyince yine ucuza gelmiş oluyor. Hele Türkiye’deki fiyatlarla kıyaslarsak ayıp etmiş oluruz çünkü bazı ürünlerde ciddi ciddi 3′te 1 fiyatına almış oluyorsunuz ürünü. Hatta bu işi ticarete döküp, Türkiye’de 150 liraya satılan kulaklığı 50 liraya siteden alıp, Türkiye’de 100 liraya satan arkadaşlar da var. Herkes için karlı bir anlaşma.

Son olarak yurt dışı alışverişleriniz için bazı limitleriniz olduğunu bilmelisiniz. Öncelike çoğu durumda gümrük memurunun insafına kalmış durumdasınız. İsterseniz 10$’lık ürün alın, ürününüz gümrükte kalabilir. Böyle durumlarda çok fazla para ödemeden gidip ürününüzü ilgili yerden alıyormuşsunuz. Benim başıma henüz böyle bir şey gelmedi. Ürününüz gümrükte kalırsa sanırım evinize bir tebligat yolluyorlar.

Bunun dışında 150 euro’nun altındaki alışverişlerinizde gümrük vergisi ödemezsiniz. Hesabınızı buna göre yapın. Ayrıca ürününüz hediye paketi ile paketlenmişse ya da üzerinde hediye olduğu yazıyorsa ve tek ürünse de sorunsuz geçebiliyor. Aynı üründen birkaç tane almanız ticari olduğu anlamına geldiği için sorun çıkartabiliyor. Ve son olarak paketin büyüklüğü gümrükten geçip geçmemesi hususunda önem teşkil ediyor. Paket küçükse sorunsuz geçerken ağır ve büyük paketler ucuz olsalar bile sorun çıkartabiliyorlar.

Yazan: Deniz
Son Düzenleme: 16 Tem 2010 @ 10:43 PM

E-mailLinkYorumlar (1)
Tags

 16 Tem 2010 @ 9:41 PM 

Uzun zamandır internete uygulanan sansür ile ilgili bir şeyler karalamak istiyordum ama söyleyebileceğim her şey çoktan söylendiği için laf kalabalığı yapmak istemedim. Zaten birkaç gün önce yolladığım Friendfeed mesajımda internet sansürüne internet üzerinden tepki göstermenin anlamsız olduğunu yazmıştım. Çünkü internet üzerinden verdiğimiz tepki karar mercilerine ulaşmıyor bile. Basın internet sansürü ile ilgili bir şey yazmaktan kaçınıyor. Halkın tepkisel çoğunluğu gençler, internete giren kesimin çoğunluğu gençler ama bu iki küme yeterince kesişmiyor. Neyse, tam da hayalini kurduğum gibi, birileri tepkilerini fiziksel dünyaya taşımaya karar vermiş ve ortaya dahiyane bir organizasyon çıkmış. Sansüre Karşı Yürüyüş.

Yaz okulu dolayısıyla İstanbul’da olmadığım için maalesef yürüyüşe katılamayacağım ama bu yazıyı okuyan ve 17 Temmuz Cumartesi günü saat 17:00′da işi olmayan İstanbullular lütfen Taksim meydanına akın etsinler.

Organizasyonda eylem planı şöyle açıklanmış.

+ Taksim meydanında 17.00’da buluşuyoruz.

+ 17.30’da internet kablosunu keserek açılışı yapıyoruz ve yürüyüşe başlıyoruz.

+ Herkes 17.00 – 19.00 arası Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e twitter üzerinden “Biz Taksim’deyiz, siz neredesiniz?” twit’leri gönderiyor. (@cbabdullahgul) (#sansur hashtagi kullanilarak)

+ Yürüyüş boyunca, yıllar önce TRT sansürlerini eleştiren Devekuşu Kabare’nin söylediği, minik kelebek parçası sansürsüz şekliyle söyleyeceğiz: minik kelebek

+ Galatasaray Lisesi’nin önünde basın açıklamasını okuyoruz.

Ekşi Sözlük’ün avukatı Kanzuk’un sözlükte yazdığı yazıdan alıntı. “işçiler taksim meydanı’nı söke söke, dövülerek ama hakkederek aldılar. bu gösteri zaten izinli, o açıdan bir risk taşımamakta. sadece belli bir süre için bir arada olmamız, dikkate değer bir sayıyı yakalamamız halinde gayet işe yarayabilir.”*

Aynı böyle düşünüyorum. Hiçbir şey yapmasak, sadece orada kalabalık olarak bulunsak, durup beklesek, insanlar “ne oluyor, kim bunlar?” dese, gazetelerde haber olsa bile yeter. Yeter ki mecliste birileri “bunların keyfi yerinde, hiç tepki göstermiyorlar.” diye düşünmesin. Türkiye’de bir kesimin internete uygulanan sansürden haberi olduğunu ve bundan hoşlanmadığını onlara duyurmalıyız. Duyurmalıyız ki Diyanet İşleri Bakanına site kapattırma yetkisi verirken iki kere düşünsünler. İnternette yaptığımız her hareketi izleyebilme yasasını çıkartırken daha büyük bir tepki gelebileceğini bilsinler.

Yazan: Deniz
Son Düzenleme: 16 Tem 2010 @ 09:41 PM

E-mailLinkYorumlar (1)
Tags

 16 Tem 2010 @ 9:06 PM 

Henüz Tuxweet‘i duymamış Linux kullanıcısı var mıdır bilemiyorum ama varsa acilinden üye olup organizasyona dahil olması gerektiğini düşünüyorum. Linux Kullanıcıları Derneği tarafından yönetilen sistem açık kaynak mikroblog uygulaması olan Sharetronix altyapısını kullanıyor.

Özetle Linux için Twitter diyebileceğimiz sistemde karakter sınırı olmaksızın yazı, resim, video ve linklerimizi paylaşabiliyoruz. Ayrıca RSS’den veri çekebildiği için bloglarımızı ya da diğer RSS kaynaklarımızı dahil ederek kendi online kimliğimizi oluşturabiliyoruz. Bu bakımdan bir Friendfeed bile diyebiliriz. Elbette birbirimizin gönderilerini takip etme, yorum yazma gibi seçenekler de mevcut.

Tuxweet üzerinden beni takip etmek isteyenler için profil adresim

Yazan: Deniz
Son Düzenleme: 16 Tem 2010 @ 09:06 PM

E-mailLinkYorumlar (0)
Tags

 13 Haz 2010 @ 8:41 PM 

Eğer siz de videoları buffer etmekten sıkıldıysanız ve onları her seferinde yüklenmesini beklemek yerine bilgisayarınıza indirip çevirimdışı da izlemek istiyorsanız ve elbette Linux kullanıyorsanız ihtiyacınız olan programın adı DamnVid.

DamnVid sizin için en popüler onlarca video izleme sitesinden videoları indiriyor ve dilerseniz convert ediyor.

DamnVid’in ayrıca kendi tarayıcısında video arayıp, direk indirme özelliği var ki Youtube’den video izlemek için ideal bir yöntem.

DamnVid

DamnVid

DamnVid uygulamasını yüklemek için şu adımları izleyin.

sudo add-apt-repository ppa:damnvid/ppa

sudo apt-get update

sudo apt-get install damnvid python-gdata

Yükledikten sonra uygulamaya “Uygulamalar” > “Ses ve Video” bölümünden ulaşabilirsiniz.

Kaynak: OmgUbuntu

Yazan: Deniz
Son Düzenleme: 13 Haz 2010 @ 08:41 PM

E-mailLinkYorumlar (0)
Tags

 13 Haz 2010 @ 2:42 PM 

Eğer bir Gnome kullanıcısıysanız ve Gnome’un standart menü panelinden sıkıldıysanız elinizde birçok alternatif mevcut. Ben burada en güzel 3 tanesini paylaşacağım.

GnoMenu

GnoMenu tema desteği olan, tamamen fonksiyonel bir menüdür. Ayrıca Gnome-Panel, Avant-Window-Navigator, Cairo-Dock, XfApplet, Kde Plasma gibi uygulamalar tarafından desteklenir. Ubuntu 9.10 ve 10.04 kullanıcıları yüklemek için şu adımları izlemelidir.[*]

sudo add-apt-repository ppa:gnomenu-team/ppa

sudo apt-get update

sudo apt-get install gnomenu

Yükleme işlemi bittikten sonra menü panelini, herhangi bir panelinize sağ tıklayıp “Panele Ekle” diyerek listeden GnoMenu uygulamasını bulup panelinize eklemelisiniz. Dilerseniz orjinal Gnome Panelin yerine de kullanabilirsiniz.

GnoMenu

GnoMenu

Ubuntu System Panel

“Gnome masaüstü için basit menü ve çalıştırıcı.” Resimlere bakacak olursak aralarındaki en başarılı uygulama bu olsa gerek. Lakin ben Ubuntu 10.04 sürüme yüklemeyi başarsam da panele eklemeye başaramadım. Ama siz yine de uygulamaya bir şans tanıyın.

USP, tamamen özelleştirilebilir arayüzü ile tek pencerede kolay ve kullanışlı bir erişilebilirlik sunuyor. Uygulama ayrıca tema ve eklentilerle tamamen size özel bir hale getirilebilir. Tasarımı tamamen hızlı erişilebilirlik için özelleşmiş uygulama Ubuntu 9.10 ve 10.04 kullanıcıları için şöyle yükleniyor.[*]

sudo add-apt-repository ppa:malacusp/ppa
sudo apt-get update
sudo apt-get install usp2 usp2-extras
Ubuntu System Panel

Ubuntu System Panel

MintMenu

Bu da benim favorim. Linux Mint kullandığım dönemde en çok menü paneline hayran kalmıştım. Kategorize şekilde sıralanmış sık kullanılan uygulamalar dışında tüm uygulamalar arası geçiş harika. Ayrıca ctrl + windows kısayolu ile çalıştırılabiliyor. Yüklemek için şu adımları uygulayın.[*]

wget http://packages.linuxmint.com/pool/main/m/mintmenu/mintmenu_4.9.9_all.deb

wget http://packages.linuxmint.com/pool/main/m/mint-common/mint-common_1.0.5_all.deb

wget http://packages.linuxmint.com/pool/main/m/mint-translations/mint-translations_2010.05.14_all.deb

sudo dpkg -i *.deb

sudo apt-get install -f


MintMenu

MintMenu

Yazan: Deniz
Son Düzenleme: 13 Haz 2010 @ 02:42 PM

E-mailLinkYorumlar (0)
Tags

 11 Haz 2010 @ 10:52 PM 

Bilmeyenler için bbPress, WordPress ekibinin geliştirdiği gördüğüm en harika forum scriptidir. Açık kaynak kodlu olması bir yana, sadeliği ile gönlümde taht kurdu gerçekten.

Bugün bbPress ile cebelleşirken internetteki verilerin oldukça eski olduklarını farkettim. WordPress Türkiye ekibinin konuyla ilgili sayfaları bbPress’in 0.9.0.2 sürümünden kalmakta. Oysa bugün 1.0.2 Bechet sürümü yayınlanmakta. Dolayısıyla dil dosyalarındaki köklü değişiklik ve bazı teknik ayrıntılar yüzünden uzun süre debelenip durdum. Aynı sorundan müzdarip birileri çıkarsa yardımcı olması açısından bu yazıyı yazıyorum.

Öncelikle teknik değişikliklerden bahsedeyim. Önceki sürümlerde bbPress sürümünüzü Türkçe yapmak için bb-includes dizinine “languages” isimli bir klasör oluşturuyor ve içine “tr_TR.po” adındaki dil dosyamızı kopyalıyorduk. Son olarak bb-config.php dosyamızdaki define(‘BBLANG’, ‘‘); satırını define(‘BBLANG’, ‘tr_TR’); satırı ile yer değiştiriyorduk ve işlem tamamlanıyordu.

Oysa şimdi bazı değişiklikler yapmışlar. Öncelikle sadece .mo dil dosyası atabiliyoruz. po uzantılı dil dosyalarını kabul etmiyor. İkinci olarak “languages” isimli klasörümüzü bb-includes içine değil direk ana dizine (root) kuruyoruz ve ismi de artık “languages” değil, “my-languages” olacak. Yine bu klasörüne içine .mo uzantılı dil dosyamızı atıyoruz ve bb-config.php dosyasındaki işlemleri aynen gerçekleştiriyoruz. Hepsi bu kadar. Sorun sadece iki sürüm arasındaki farklılıklardan kaynaklanıyor.

Türkçe dil dosyası olarak Emin Buğra Saral‘ın oldukça başarılı bir çevirisi mevcut. [*]Yalnız onun çevirisi po uzantılı olduğu için ben onu .mo olarak düzenledim. İndirmek isteyenler için:

bbPress 1.0.2 Türkçe Dil Paketi

Yazan: Deniz
Son Düzenleme: 11 Haz 2010 @ 10:52 PM

E-mailLinkYorumlar (1)
Tags

 04 Haz 2010 @ 8:41 PM 

Tabi şölen mevzusu ne taraftan baktığınıza göre değişiyor. Ben misal Efes Pilsen tarafından bakıyordum. Pek şölen havasında geçmedi bizim için maç. Geçtiğimiz çarşamba 2009-2010 Beko Basketbol Ligi’ni son maçla kapattık. Sezon Fenerbahçe Ülker takımının şampiyonluğu ile sonuçlandı. Geçen yıl benzer bir tabloda oldukça çekişmeli ve sinir harbi gibi geçen seri sonunda Efes sansasyonel bir şekilde şampiyonluğa ulaşmıştı. Hatta o kadar sansasyonel oldu ki Efes’li oyuncular sevinemeden soyunma odasına kaçmak zorunda kalmışlardı. Fenerbahçe Ülker’li oyuncular ve taraflarlar bu sene intikam almak istiyorlardı. Son maçın skoruna bakarsak da almış gözüküyorlar. (76 – 51)

Ender Arslan

Ender Arslan maçta hiç sayı atamadı

İntikam gibi kelimeler hoş değil biliyorum ama Fenerbahçe’li taraftarların geçen yılı unutmadıkları her hallerinden belliydi. Öncelikle kendi evlerinde, saha avantajını çok iyi kullandılar. Stada girdiğimizden beri hiç susmayan, sürekli tezahürat yapan, ıslık çalan, hakemi, rakip takım oyuncularını sindirmeye çalışan, bu açıdan bakıldığında oldukça başarılı olan bir taraftar vardı. Efes Pilsen ilk hücumdan itibaren sahada istediklerini yapamadı. Yaratıcılıktan uzak, içeri penetrelerle bireysel anlamda birşeyler yapmaya çalışan bir Efes Pilsen izledik. Öte yanda Fenerbahçe Ülker top paylaşarak, sürekli boş adamı bularak ve içerideki kalıplı uzunlarını çok iyi kullanarak skor üretti. Birinci periyodun sonunda fark 20′lere çıkmış ve maç çoktan bitmişti. Benim için eziyet ondan sonra başladı. Hem çekişmeden uzak, basit bir maç izliyordum, hem de her Efes hücumunda sağır edici ıslıklara, her Fenerbahçe Ülker basketinde sağır edici anonsçuya maruz kalıyordum. Gerçekten, sahada olan her şeyi ağzının içine soktuğu mikrofonla anlaşılmaz bir şekilde anlatmaya çalışan bir anonsçu arkadaş vardı. Atıyorum biri faul alınca, top dışarı çıkınca, molalarda, basketlerde her olayı sanki görmüyormuşuz gibi aktarmaya ve taraftarı daha da gaza getirmeye çalıştı.

roko ukic - fenerbahçe ülker

Ukic Fenerbahçe Ülker'deki en etkili isimdi

Taraftar ise resmen futbol kökenli bir grup fanatikti. Futbol stadyumlarında bağırıp çağırmak, davul çalmak, ıslak çalmak çok rahatsız etmez çünkü alan geniştir, üstü açıktır ama bu maçta resmen başım ağrıdı. Halbuki oraya oturup sakince maçımı izlemeye gitmiştim. Elbette tenis maçı izler gibi de izleyelim demiyorum ama her hücumda her saniye marşlar, anonslar, ıslıklar insanı rahatsız ediyor. Ne o insanlar izlediklerinden bir şey anladılar ne de biz. Efes taraftarına gelirsek, gördüğüm en centilmen, en kibar taraftar topluluğuydu (belki fazla kibar). Biraz da maçın erken kopmasından ötürü hiç sesimizi çıkarmadan maçımızı izledik.

Maçtaki çekişme skora yansımadı

Maç hakkında konuşmaya gerek yok. Sezon içinde iki takımında fazla maçını izlememiş olsam da tek maç üzerinden rahatlıkla bazı çıkarımlarda bulunabilirim. Efes Pilsen en başarılı olduğu yıllarda bir ekole sahipti. Türkiye’de hiçbir spor branşında, hiçbir spor takımının yapamadığı bir şeyi başarmış, başarıyı alışkanlık haline getirip kendi ekolünü yaratmıştı. Bu ekolün iki ana unsuru, gayretli savunma ve her daim genç ve yetenekli oyunculardı. Öyleki bir dönem milli takımın tüm oyuncuları neredeyse Efes Pilsen alt yapısından yetişmişti. Çarşamba günü gördüm ki ne Efes Pilsen’in üçüncü çeyreklerde maçı kopartan savunması kalmış, ne de Kaya Peker, Ömer Aşık, Ender Arslan jenerasyonundan sonra takıma bir genç katılmış. Bu oyuncular da kariyerlerinin zirvesini çoktan yaşadılar. Takımda enerji yok, onları ateşleyecek, başarıya hasret oyuncular yok. Bu noktada ibre tersine dönmüş diyebiliriz çünkü Fenerbahçe Ülker bayrağı Efes Pilsen’den devralmış. Bir zamanlar onun yaptığı kadar olmasa da yetenekli bir jenerasyonu A takıma entegre ediyor. Türk basketbolu açısından ise tehlike çanları bangır bangır çalıyor.

fenerbahçe ülker - efes pilsen

Bakalım fotoğraftaki topu bulabilecek misiniz?

2010 yılında Türkiye’de yapılacak olan şampiyonada alınacak bir başarı belki televizyon ihalesinden, sponsorluğa, sezon maçlarına taraftar çekmeye kadar basketbolda biraz silkelenmemize neden olabilir. Zaten tüm oyuncular da bunun farkındalar. Ben her ne kadar milli takıma güvenmesem de birçok yıldızın dinlenme ya da sakatlık sebebiyle Türkiye’ye gelmeyeceğini düşünürsek, bir şansımız olabilir.

Fenerbahçe Ülker - Efes Pilsen

4:17 kala fark şöyle bir şeydi.

Son Dakika Haberi: Efes Pilsen yönetimi 2 senelik sözleşmesi sona eren Ergin Ataman’la yeni sözleşme yapmayacağını açıkladı. Adama yol vermişler yani. Yeni antrenör için gönlüm Aydın Örs’den yana.

Yazan: Deniz
Son Düzenleme: 04 Haz 2010 @ 08:41 PM

E-mailLinkYorumlar (0)
Tags

 29 May 2010 @ 4:44 PM 

Şöyle bakınca, son yazımı 7 Mayıs’da yazmışım. Bu yazıda arada geçen süreçte başıma gelenleri, acı tatlı anılarımı anlatıp sizleri biraz sıkacağım. Ee ne bekliyordunuz? Blog burası…

7 Mayıs gecesinden, o korkunç günden alalım! Şaka şaka, 7 Mayıs’da ne yaptığımı hatırlamıyorum. Sanırım o gün blogda yazdığım oyunları oynamakla ve “Neden ders çalışamıyorum nedeenn!!!” şeklinde ağlamakla geçti. 20 Mayıs finallerin başlayacağı tarihti ve fena halde ders çalışmaya ihtiyacım vardı. Düşününce gerçekten korkunçmuş.

Neyse ilerleyen günlerde ders çalışmamaya ve bu nedenle saçma sapan şeyler yapmaya devam ettim. Mesela bilgisayarın başına sadece bir önceki NBA maç sonucunu öğrenmek için oturuyorum ve kalktığımda bir sonraki maç başlamış oluyor (cidden). Dolayısıyla kendime itiraf etmekten ürksemde ders çalışamamın yegane sebebi bilgisayar. Bir şekilde bu meretten kurtulmam gerekiyordu. Sağolsun o benden kurtuldu.

12 Mayıs çarşamba günü gündüz uyumaya alışmış bünyeyi saat 8′de türlü işkencelerle (telefonun alarmı, kafa miken çin malı saat, arkadaşlara “beni erken uyandırın olm” talimatı vs. biri bir şekilde sonuca ulaşıyor) ayağa diktim. Amacım bir yandan yaklaşan finallere kondisyonumu düzenlemek. Öte yandan bu iş için çarşamba gününü seçmiş olmamın gerçek sebebi, o gün nümerik analiz’in (bir ders adı) ödevinin son teslim tarihi olması ve benim yumurta kapıya dayanmadan hiçbir şeyi yapamamam. Ödev dediğimde En Küçük Kareler Yöntemi‘nin bilgisayar programını yazmak. Yöntemi bildikten sonra çocuk oyuncağı.

Fiziken uyanmış bünye henüz alfa dalgası yaymaya başlamamış. Ben sabah sabah bir büyük açtım (süt). Petibör bisküviyi bana bana bir yandan konuyu anlıyorum, bir yandan uyanıyorum, bir yandan Google’da bir şeylere bakıyorum, Reader’dan bir şeyler okuyorum, iki satır kod yazıyorum, mail atıyorum filan. Süt bardağını da böyle dizüstünün yanına koymuşum. Tehlike geliyorum demiş aslında. Şimdi burada bir parantez açmam lazım geliyor.

Normalde bilgisayarına bir şeyler döken insanlarla acayip dalga geçerim. Benim ev arkadaşı sirke dökmüş misal. Sirke lan! Bunu da benim başıma malum olay geldikten sonra “Üzülme gardaş bende sirke dökmüştüm” dedi, öyle öğrendim. Bilgisayarı turp gibi çalışıyor şu anda.

Neyse ben insanlarla dalga geçerim, bilgisayar başında da günde üç öğün bir şeyler tüketirim ama bunu yaparken kafamda dökülebilecek şeylerin yarıçapını hesap ederim, onları bu çapın dışında tutmaya özen gösteririm. En azından kasayı tepsi olarak kullanmam (var böyleleri). Netice itibariyle o gün henüz uyanamadığımdan ve sürekli bardağa uzanmak zor gelmiş olabileceğinden olsa gerek ben bardağı direk kasanın yamacına konumladım. Sen git elim çarp, bir bardak süt olduğu gibi klavyenin üzerine, tuşların arasına, touchpad’e filan sız. O anda uyandım. Noluyo lan dememle şoktan çıkmam bir oldu. Böyle durumlarda olan insanlara akıl vermişliğim çoktur. Teoride her şeyi biliyorum yani. Bilgisayar henüz kapanmadıysa sen kapat, fişi çek, bataryayı çıkart. Bilgisayarı ters çevir, sonra da uzuun bir süre açma.

Direk yarısı süte banmış touchpad’e abandım. Olamaz imleç hareket etmiyor. Kesin kitlendi. O şokta klavyeden kapatmaya çalışma yerine deli gibi süt bardağının olduğu yerde olması gereken kablosuz fareyi arıyorum. Evet buldum! İmleç hareket ediyor. Bilgisayarı kapat, kapan kapan kapan… Oradaki saniyeler, sanki bilgisayar düzgün kapanmadan ciyuv efekti gelecek gibi hissediyordum. Daha sonra takip eden haftalarda “Bilgisayarı elimlen kapattım hacı, bozulmamıştır heralde”  geyiği yapacaktım. Sonraki talimatları uygulayıp bu sefer arkadaşın bilgisayarını bozmaya gittim. Çünkü hala yapmam gereken bir ödevim vardı (80 aldım, 1 saatte anca bu kadar).

O gün okuldan döndüğümde bilgisayar kuruma sürecine girmişti, tuşları yapışmış, altlarında kuruyan süt ile eski esnekliklerini kaybetmişlerdi. Bir anda ampul çaktı. Bu benim bilgisayarı kapatmak ve finaller bitene kadar açmamak için güzel bir fırsattı. Hatta bu bir işaretti. Doğa benim sınıfta kalmamı istemiyordu (böyle bir olasılık söz konusu).

Dolayısıyla o kara günden itibaren ta ki şu güne dek bilgisayarımı hiç açmadım. Ama çalıştım mı? Tabi ki hayır. Vizelerden beri bir kenara fırlattığım PSP’mi buldum. Zaten her sınav döneminde ders çalışmamı engelleyen şey oluyor. O da bozulma sürecine girdi bakalım. Arada kitleniyor filan. Bu arada PSP’den internete girmek iğrençmiş. Ön belleği doluyor, girmeyi reddediyor filan. Utanmasa Html içerikli siteleri açmayacak hırto.

Böyleyken böyle bir sınav haftasını daha geride bıraktım. Yine “gelecek dönem günü gününe çalışıcam” geyiği yaptık. Yalnız bu sabah kalmaya kesin gözüyle baktığım ve yaz okulunda kesin alırım dediğim bir dersten geçtiğimi öğrendim. Obarey, yaza kontenjan açıldı.

Netice itibariyle bugün itibariyle bilgisayarımı yokladım, çalışıyor. Bu 3 haftanın bana geri dönüşü, 1000+ reader, 100+ mail, onlarca kaçan geyik, okunmamış ve bir daha okunamayacak haberler filan. Acı şeyler bunlar.

Mesela en birinci blogculardan Pucca‘nın böyle bildiğin basılı masılı, dijital olmayan kitabı çıkıyormuş. Onunla ilgili de ilerleyen günlerde bir yazı yazarım belki. Sonra yine bu olayla ilgili bişiler olmuş filan hep kaçırdım. Olayları ters kronolojik olarak takip etmek korkunç. Yaşanmış hikayeleri okumak onları yaşamakla aynı etkiyi yapmıyor. Hep bundandır gençlerin tarihi, tarihte yaşananları bir türlü anlayamaması diyerek, mesajımı da vererek çeker giderim.

Yazan: Deniz
Son Düzenleme: 29 May 2010 @ 04:44 PM

E-mailLinkYorumlar (0)
Tags
Etiketler:
Kategoriler: Kişisel





 Son 50 Yazı
 Geri
http://denizatm.com
Temayı Değiştir...
  • [Çıkış Yaptı]
  •  
  • Kullanıcılar » 2
  • Yazılar/Sayfalar » 46
  • Yorumlar » 45
Temayı Değiştir...
  • BoşBoş
  • YaşamYaşam
  • YeryüzüYeryüzü
  • RüzgarRüzgar
  • SuSu
  • AteşAteş
  • IşıkIşık « Varsayılan
Toplam 5 sayfa, 1. sayfa gösteriliyor.12345