20 Şub 2010 @ 8:19 PM 

Linux zaten fazlasıyla kişiye özel olsa da burada kast ettiğim şey farklı. Herhangi bir Linux dağıtımı kullananlar bilecektir, sistemi yüklediğinizde içinde her türlü ihtiyaç düşünülerek konulmuş onlarca program kurulu gelir. Daha sonra bunları kaldırabilirsiniz elbette ama bu çok fazla uğraş demektir.

İşte bu ihtiyaç düşünülerek oluşturulmuş başarılı bir servis olan Reconstructor.org sitesini Pcnet Şubat sayısında fark ettim ve hemen denedim. Sistem özetle Ubuntu veya Debian tabanlı (ki Ubuntu zaten Debian tabanlıdır) tamamen kendinizin belirlediği özellikleri ve programları içeren bir sistem oluşturuyor. Oluşturma aşaması sunduğu yüzlerce depodan ötürü biraz zahmetli olsa da ödülü büyük. Teker teker neleri istediğinizi seçtikten sonra size hangi formatta imaj istediğinizi soruyor. iso, Vmware gibi popüler formatlarda dosyanızı indirerek tamamen size özgü Linux dağıtımınıza erişmiş oluyorsunuz.

Yazan: Deniz
Son Düzenleme: 20 Şub 2010 @ 08:19 PM

E-mailLinkYorumlar (5)
Tags
Etiketler: , , ,
Kategoriler: Haber, Linux
 16 Şub 2010 @ 8:56 PM 
Pardus 5 Yaşında

Pardus 5 Yaşında

Benim de 2010′un başından beri kullandığım Pardus hakkında bir süredir yazı yazmak istiyordum. Beşinci yaşını kutladığını öğrenince yazıyı biraz erkene alıp, iyiki doğdun yapalım istedim. Daha önceki kısa süreli Pardus denemelerime nazaran bu sefer Ubuntu’nun yeni 10.04 sürümüne kadar (29 Nisan’da release olacağı açıklandı. 27 Nisan’da doğmuş olan bana süper doğum günü hediyesi olacak) Pardus kullanarak hem KDE ile aramı yapmak hem de Pardus’u biraz deneyimlemek istemiştim.

Daha önce 3 sistemli denemelerimde (Windows-Ubuntu-Pardus) Pardus hep Grub’da en son seçtiğim işletim sistemi olmuştu. Ben şu Linus’un “Sadece aptallar sever” dediği Gnome severim. Ortalama bir bilgisayar kullanıcısı olarak şimdiye kadar Gnome ile isteyip de yapamadığım bir şey olmadı, öte yandan kullanım kolaylığına ve sadeliğine hayran kaldım. Bu benim açımdan bir tarz meselesi değil. Pardus harika bir arayüze sahip, üstelik dilediğimiz gibi özelleştirebiliyoruz. Windows ile kıyaslarsam, kesinlikle Pardus’un daha şeker ve kullanıcı dostu olduğunu söyleyebilirim (tabi alışkanlıkları bir kenara bırakmak şartıyla). Ama yine de Ubuntu’nun bomboş arayüzünden ve bir bakıma gerçekten kullanıcıyı aptal yerine koyan sisteminden daha iyi değil bana kalırsa. Aslında Linus gibi biri için sadelikten çok performansa ya da özelliklere bakılması mantıklı olabilir ama son kullanıcı açısından bunun o kadar da önemli olduğunu sanmıyorum. Neyse, konumuz Pardus.

Arada geçen sürede Pardus üzerinde birkaç gülünç zorluklar yaşadım ve Özgürlük İçin sitesi başta olmak üzere Google ve elbette Friendfeed üzerindeki Linux severlerin yardımlarıyla hali hazırda kendi düzenimi sağlamış ve iyiden iyiye Pardus’a alışmış bulunuyorum. Üstelik bu geçiş benim için bir dönüm noktasını işaret ediyor çünkü kariyerimde ilk kez Windows yüklü olmayan bir bilgisayara sahibim. Bundan önce tüm işlerimi Ubuntu ile halletsem de Windows’da kendine ayrılan hard diskte sessizce ağlıyordu. Maalesef Nisan sonunda hatta daha bile erken bir zamanda Windows’u tekrar kurmak zorunda kalıcam çünkü sevgili üniversitemin web sitesi sadece Internet Explorer ile uzaktan kayıt imkanı veriyor ve bölümüm gereği Autocad gibi programlar üzerinde çalışmam gerek. Ama mecbur kalmadıkça Linux kullanacağım, söz.

Hazır konusu açılmışken Pardus vs. Ubuntu karşılaştırması hakkında da kendi fikirlerimi sunmak isterim. Öncelikle Pardus gibi bir projenin geliştirilmesinden çok memnunum ve her şekilde destekliyorum. Bir şekilde Pardus’un ulusal işletim sistemimiz olarak lanse edilmesinden rahatsızlık duyanlar olsa da (sanırım Linux çekirdeği kullandığından ötürü böyle düşünüyorlar) ben bu kadar katı düşünmüyorum. Pardus Türk programcılar tarafından geliştirilen ve güvenle kullanabileceğimiz, eli yüzü düzgün, gururla tavsiye edebildiğim belki de tek sistem bu yüzden ülke çapında yaygınlaşmasında bir sakınca yok.

Pardus

Pardus

Geçenlerde Microsoft Türkiye Genel Başkanı Çağlayan Arkan korsan yazılımın ülkemize 20 milyar dolar kaybettirdiğinden bahsetti (korsan kullanımdan dolayı bilişim firmalarının ülkemize yatırım yapmadığını söyledi). Bu iddia çokça tartışıldı. Ortaya atılan fikirlerden en ilginci, şayet Microsoft korsan kullanımı tamamen engelleyebilse ve insanlara “Windows kullanmak istiyorsanız 200$cığınızı rica edeyim” dese acaba kaçı bu parayı öder ve kaçı Linux dağıtımlarından birine geçer? Çok heyecan verici bir konu bana kalırsa ve Linux’a geçecek insan sayısının çok çok fazla olacağını düşünüyorum. Bu bakımdan korsan yazılım dolaylı yoldan Linux’u etkiliyor diyebiliriz.

Şimdi ne alaka diyeceksiniz, şöyle kuracağım bağlantıyı. Bugün son kullanıcı dediğimiz kesim çoğunlukla bilgisayarı Facebook, Msn ve bilimum internet sörfü için, müzik dinlemek, film seyretmek ve ofis programları için kullanan insanlar ki bana göre dünya bilişim nüfusunun %90ını bu insanalar oluşturuyordur. İşte bu insanlar, yani korsan Windows kullanan, orjinal Windows kullansa bile bir kere bile Microsoft’dan teknik destek almayan, en ufak bir aksilikte format atan (attıran), bilgisayarını ona sunulduğu haliyle kullanan insanlar aslında Linux kullansalar hayatlarında ciddi bir değişiklik yaşamayacaklar. Çünkü bu kadar kısıtlı kullanıma Linux daha iyi cevap veriyor.

Korsan kullanımı saymazsak, orjinal bir Windows, orjinal Microsoft Office ve güvenlik için profesyonel yazılımlar, her türlü ihtiyaç için ek programlar filan derken Windows’u kendimiz için kullanışlı hale getirmek biraz zaman alırken Linux sürümleri çoğunlukla bir kullanıcının ihtiyaç duyabileceği her türlü programla yüklü gelir. Mesela Microsoft Office kadar gelişmiş OpenOffice, Photoshop kadar gelişmiş Gimp, Internet Explorer’dan daha gelişmiş Firefox, cd yakma, müzik dinleme, film seyretme derken onlarca açık kaynak program emrinize amade. Pardus açısından bakacak olursak, benim şimdiye kadar kullandığım en dolu dolu dağıtım Pardus diyebilirim. İçinde her kategoriden ikişer üçer program mevcut.

Yine uzun yazı oldu ama anafikiri bana öğretildiği üzere son paragrafta bağlayayım. Pardus, özellikle devlet kuruluşları açısından bulunmaz bir nimet. Örneğin bizim üniversitede projeksiyon derslerinde kullandığımız, içinde içler acısı bir şekilde Windows Xp yüklü, virüslü mirüslü bir bilgisayar var. Tek işi ofis dosyalarını çalıştırmak. Bu işi Pardus’da yapabilir. Boşuna lisans parası ödemeye gerek yok. Ama son kullanıcı açısından bakarsak, Pardus o kadar da doğru olmayabilir. Belki yeni başlayanlar için Ubuntu daha uygundur. Genelde Türkçe desteğinden ötürü Pardus tavsiye ederler ama ben uygulama desteği açısından ve elbette Gnome faktöründen ötürü yeni başlayanlara Ubuntu öneriyorum. Neredeyse her uygulamanın dep uzantılı desteği var ve Ubuntu’nun resmi Türkçe sitesi gayet kullanışlı. Ubuntu ile en temel işlemlerinizi hallettikten sonra Pardus’u deneyimleyebilir ve Gnome vs. KDE testini kendinize yapabilirsiniz. Arch Linux’a kadar yolu var bunun.

Bu uzuun yazıyı bitirirken (yine kimse okumayacak galiba) Pardus’un doğum gününü en içten dileklerimle kutluyorum ve kendi çapımda bu yazıyı yazarak basit bir hediye verdiğimi sanıyorum.

Yazan: Deniz
Son Düzenleme: 16 Şub 2010 @ 08:56 PM

E-mailLinkYorumlar (6)
Tags
Etiketler: , , , , , ,
Kategoriler: Linux
 13 Şub 2010 @ 9:37 AM 

2009 yılında Twitter’ın muazzam sıçramasına tanık olduk. Facebook Friendfeed’i satın aldı, aynı zamanda yılın sonlarına doğru kullanıcı sayısını 400 milyon kişiye çıkardığını duyurdu. Birçok sosyal medya sitesi kuruldu ve battı. Birçok site görünümünü daha sosyal bir hale getirdi. Bloglara sosyal medya gadgetları konuldu. Özetle 2009′da sosyal medyanın patlamasına tanık olduk. Bu trendin 2010′da da ve daha uzun yıllar katlanarak artacağını öngörmek zor değil.

Öte yandan ilklerin şirketi Google’dan bir sosyal medya hamlesi beklememek de saflık olurdu. Özellikle Facebook’un  Google’a her konuda başarılı bir şekilde kafa tutması, Google’dan karşı bir Facebook hamlesini zorunlu kıldı (özellikle ortalarda dolaşan @facebook.com uzantılı mail dedikodusu gerçekleşirse mail piyasası kızışır). Böylece Google Buzz doğmuş oldu.

Google Buzz ilk bakışta tam anlamıyla bir Friendfeed klonu gibi gözükse de, temelde Twitter’dan Facebook Lite’a her platforma alternatif oluşturmakta. Wave ile başarısız bir reklam stratejisi uygulayan Google bu sefer eski usül tanıtımına geri döndü ve dann! diye Google Buzz’ı piyasaya sürdü. Totalde bir gün içinde de herkesin Buzz’ı aktif olmuştu.

Google Buzz’ı kullanmayanlar için özetlemek gerekirse, Gmail içinde yer alan bir sosyal medya aracı diyebiliriz. Inbox’un altına yerleşen Buzz klasörü ile Buzz mesajlaşmalarımızı kontrol edebiliyoruz. Temelde yazı, resim ve video paylaşabiliyoruz, herhangi bir karakter kısıtlamamız yok. İnsanlar gönderilerimize yorum yazabiliyorlar ya da beğenebiliyorlar ve her platformda olduğu gibi birbirimizi takip ediyoruz.

Burada benim en çok dikkatimi çeken, Buzz ile Google Profile uygulamasının entegre olmasıydı. Google Profile, Google tarafından çok önceleri duyrulan, Google Account sahiplerinin kendi profillerini oluşturabilecekleri sade bir platformdu ama neredeyse kimse tarafından kullanılmıyordu. Benim özellikle sevdiğim ve blogumda paylaştığım bu servis belki Buzz sayesinde hak ettiği popülariteye ulaşabilir.

Burada konusu geçmişken değinmek istediğim iki önemli mevzu var. Bunlar Google Account mailimizi ve Google Account ismimizi “Verified” yani “Onaylanmış” yapmak. Kolay olan mail verified işleminden başlayalım.

İlk kez Google hesabınızı oluştururken sizden ikinci bir mail hesabı istemiş olmalılar. Buraya bir başka Gmail hesabı yazamıyoruz, Hotmail, Yahoo ya da diğer servislerden aldığımız bir mail hesabımız varsa buraya olası bir güvenlik durumunda ikinci mailimiz olarak kullanmak üzere atıyoruz. İşte onu atamadıysanız, şimdi atamanız gerekir. Google hesap ayarlarımıza gidelim ve oradan Email bölümünden “Edit” diyerek “Secondary Mail” kutusunu dolduralım. Atadığımız yeni mail adresimize “Google Email Verification‏” isminde bir mail gelmiş olması lazım. Oradaki bağlantıya tıkladığımız zaman emailimiz onaylanmış olacak ve Google Profile sayfamızda verified email şeklinde gözükecektir. Geldik zor kısma.

Google ismimizi onaylatmak, Amerika dışında çoğunlukla mümkün olmamakla birlikte biraz sancılı bir süreç. Çünkü işin içinde onaylı ismimizle Google’ın Knol uygulamasında yazı yazmak var. Neyse, bir şansımızı deneyelim. Google Knol sayfasına gidelim. Email adresimizle giriş yapalım ve yukarıda yer alan “Preferrences” bağlantısına tıklayalım. Açılan sayfada “Name Verification” tabı var ise, buradan hangi yöntemle onaylatma işlemini yapacağımızı seçebiliriz. Telefon numaramızla ve kredi kartımızla. Telefon numaramızı seçersek, gün içinde Google tarafından aranacağız ve Google Knol sayfasında vermiş olduğu sayı ve diyez(#) işaretini telefon ile girmemizi isteyecek. Bu işlemlerden sonra Google ismimiz onaylanmış olacak. Google’ın dediğine göre Amerika dışındaki kişilerin isimlerini onaylayabilmeleri için çalışıyorlarmış.

Google Buzz’a geri dönersek, özellik olarak şu anda Friendfeed’in sunduklarının yarısını sunmayan bu sade servis, özellikle dün Friendfeed’e Türkiye’den saatlerce ulaşılamamasından sonra yüzlerce insan tarafından aktif olarak kullanılmaya başlandı. Frienfeed’in takip ettiklerimin takip ettikleri özelliğinin çok işe yaradığını düşünen biri olarak Google Buzz’da bunu görememek beni hayal kırıklığına uğrattı. Örneğin Frienfeed’de açtığınız bir feede 1000 takipçisi olan biri yorum yazdığında ya da like verdiğinde feediniz onun 1000 takipçisi tarafından görülüyordu. Onun takipçileri de feedinize bir şeyler kattığında onların da takipçileri derken sizi çok az kişi takip etse bile, daha sitede yeni olsaniz bile yüzlerce kişiye ulaşma şansınız oluyordu. Ne kadar sosyal olduğunuz değil ne kadar değerli şeyler paylaştığınız önem kazanıyordu ve bu durum insanlarda takipçilerine karşı bir otokontrol mekanizmaso geliştirmişti. Yani sizin saçma sapan şeylere yorum yazıp, like verdiğinizi gören takipçileriniz sizi takip etmeyi bırakabilirdi. Dolayısıyla, sadece sizin değil, takipçilerinizin de hoşuna gideceğini düşündüğünüz feedleri paylaşıyordunuz. Söz gelimi sadece programlama üzerine ya da spor üzerine şeyler paylaşanlar kendi içlerinde küçük ve harika bir kitle oluşturabiliyordu.

Google Buzz’da ise biz çevirimiçi değilken yazılanlar biz geldiğimizde parantez içinde sayı olarak gösteriliyor ve böylece hiçbir şeyi kaçırmamış oluyoruz ama gönderilerimizi sadece takipçilerimiz okuyabiliyor ve bu büyük bir handikap. Sistemin gelişmesi yönünde çok büyük bir engel. Google takipçilerimizin paylaşımlarını Recommended adı altında aşmaya çalışmış ama aynı etkiyi vereceğini sanmıyorum.

Bu arada Buzz’da paylaştıklarımızın Gmail kotamızdan yediğini de söylemek gerekir. 7gb’ı doldurmak zor ama bunu da göz önünde bulundurmalıyız. Şu ara Google ile ilgili en çok merak ettiğim şey, Google Buzz ve Google Wave’in akibeti. Bakalım Google marka değerini bu iki servisinde güçlü bir şekilde kullanabilecek mi? Yorumlarınızı bekliyorum (buraya kadar okumuş olan siz değerli okuyucularımdan, teşekkürler)

 12 Şub 2010 @ 4:44 PM 

Apple IPad sahneye çıktığından beri 2000′lerin başından bu yana tartışılan tabletlerin akibeti bir kez daha gündeme geldi. Henüz IPad piyasaya sürülmediğinden başarılı mı, başarısız mı olacağı merak konusu. “Hemen alırım” diyenlerin aksine “İkinci versiyonunu beklerim” ya da “Gereksiz” diyenler çoğunlukta gibi. Ben bugün başlıktan da anlayacağınız üzere farklı bir ürünü tartışacağım.

Google Chrome Os temelde netbooklara özgü bir işletim sistemi olarak lanse edilse de, platformdan bağımsız çalışacağı aşikar. Hatta bunu masaüstü bilgisayarında kullanacak Google aşıkları bile çıkacaktır. Bana kalırsa heyecan içinde beklediğim Chrome Os ne netbook, ne notebook için uygun bir sistem değil. Bir netbook sahibi olsaydım Ubuntu Netbook Remix kullanırdım. Bir notebook sahibiyim ve şu sıralar Pardus kullanıyorum. Öte yandan Chrome Os’u bilgisayarıma en fazla denemek için kurarım sanırım. Burada önemli olan soru şu: Chrome Os yüklü bir cihaz satın alır mıyım?

Vaktinin neredeyse tamamını bilgisayar başında geçiren ve bu kısmının da %90′ında internet işleri ile uğraşan biri olarak Chrome Os çok işime yarardı. Böyle hafif, hızlı ve stabil bir sistem, bana sadece ihtiyacım olanı veren bir sistemi kullanmak çok isterim. Lakin yukarıda dediğim gibi Chrome Os’u bu amaçla üretilmiş netbooklarda bile kullanmam çünkü netbooklar kapasiteleri itibariyle bana internete girmekten çok daha fazlasını verebilirler.

Oysa tablet pc’ler bana kalırsa internete girmek için dizayn edilmeli ve bu bakımdan Chrome Os tablet pc’ler için biçilmiş kaftan konumunda. Çünkü kimse kocaman bir tablet pc’de müzik dinlemek istemez, fotoğraf çekmek istemez ya da küçücük bir tablet pc’de resim işlemek, oyun oynamak istemez. Tablet pc’ler film izlemek, internete girmek ve online işlemlerimizi yürütmek için harika araçlar. Bugüne kadar tutmamalarının sebebi bu amaçlarla üretilmemeleri. Bakın, IPad içinde IPhone Os kullanıyor. Bu pratikte bir bilgisayar işletim sistemi kadar gelişmiş olmayan, Apple’ın izin verdiği ölçüde geliştirilebilir ve tamamiyle kısıtlı bir ürün demek. İhtiyaçlara mükemmel derecede cevap vermesinin dışında bir numarası yok. Söz gelimi IPad’e Autocad (Mühendislik tasarım programı) yükleyip çizim yapamayız ama HP’nin Slate adlı ürününde bunu yapabiliriz. Çünkü içinde Windows 7 yüklü geliyor. Oysa kimse Slate’e Autocad yüklemez. Dolayısıyla Apple belki de kısıtlı bir ürün yaparak doğru bir nokta yakalamış olabilir.

Hp Slate ve Apple IPad

Hp Slate ve Apple IPad

Ama IPhone Os bile Chrome Os kadar kısıtlı değil ve ben bu fikre bayılıyorum. Chrome Os beklentilerimi karşılayabilirse ilk çıktığı anda Chrome Os yüklü bir tablet pc almayı düşünüyorum.Çünkü Chrome Os, Linux alt yapısını kullandığından lisans bedeli olmadan satılacak, yüksek grafik uygulamalarını çalıştırmak için içinde pahalı grafik kartları barındırmayacak, tüm depolama işlemlerimizi internet üzerinden yapacağımızdan yüksek boyutlu hard diske gerek duymayacak ve büyük ihtimalle çok ucuz olacak. Ayrıca işlem kapasitesi düşük olduğundan pil ömrü de yüksek olabilir. Taşınabilir bir bilgisayardan başka ne bekliyoruz ki zaten? Başarılı bir dokunmatik ekran performansı sunsuz -ki bu çoğunlukla üreticilerle alakalı bir durumdur.

Böyle bir tablet pc’yi internetteki rutin işlemlerimi yapmak için kullanabilirim. Söz gelimi hızlı açılan bir sistem ile hemen maillerimi kontrol edebilir, bloga yazılan yorumları onaylayabilir, readerımı okuyabilir ve çıkarım. Belki notebookumu sadece masaüstü uygulamalarına ihtiyaç duyduğumda açarım.

Google Chrome Os Tablet Pc

Google Chrome Os Tablet Pc

Unutmadan, bana bu yazıyı yazmam için ilham veren prototip Chrome Os tableti şurada. En altta yer alan videoyu izlemenizi tavsiye ederim, belki siz de benim gibi heyecanlanırsınız.

Yazan: Deniz
Son Düzenleme: 12 Şub 2010 @ 04:44 PM

E-mailLinkYorumlar (0)
Tags
 08 Şub 2010 @ 2:05 PM 

Elektronik mürekkep, E Ink firmasının çalışmaları sonucu ortaya çıkan ve e-book alanında devrime sebep olan muhteşem bir teknoloji.

Bu yazıyı yazmamın sebebi, IPad ile harlanan elektronik kitap piyasasının içine düştüğü büyük yanılgıdır. Çünkü IPad gibi lcd ya da oled ekran kullanan cihazlar, arkadan aydınlatma teknolojisini kullanmaktadırlar. Bu geçmiş zamanda çoğunlukla floresan lambaları olmakla birlikte günümüzde led ışık teknolojisi kullanılmaktadır. Böylece güneş ışığında, karanlıkta her türlü hava şartında bu teknolojik cihazları kullanabilmekteyiz.

Oysa elektronik mürekkep kullanan cihazların arka aydınlatması yoktur. Bir kitap hissi vermesi açısından bu çok önemlidir. Arka aydınlatmasının olmaması aynı zamanda cihazın ince ve uzun pil ömürlü olmasını sağlar. Tek dezavantajı karanlıkta kullanılamayacak olmasıdır. Yani bir kitabı nerede okuyorsanız, elektronik mürekkep kullanan bir cihazı da orada okuyabilirsiniz.

Amazon Kindle

Peki elektronik mürekkep teknolojisi nasıl çalışır? İnce bir tabakanın içinde (Vikipedi‘de yazıldığı üzere saç teli kadar çapa sahip) bulunan milyonlarca mikrokapsül, elektronların çekim gücü ile yer değiştirirler. Bir tarafı beyaz, bir tarafı siyah görünen kapsüller böylece dökümanın algoritması uyarınca yer değiştirerek yazıları ve şekilleri oluştururlar. Buradan anladığımız, henüz renkli elektronik mürekkep teknolojisinin var olmadığı ama geliştirme çalışmaları yapılıyor. Bunun insanlığa sağladığı en büyük katkı ise, dökümanın bir sayfası önümüze geldikten sonra cihazın pil harcama seviyesi neredeyse sıfıra düşüyor. Cihaz sadece sayfayı önümüze getirirken elektrik harcıyor ve ondan sonra haftalarca bekleme süresine sahip oluyor. Amazon’un Kindle ürünü ile bir hafta boyunca kitap okuyabileceğimiz söyleniyor. Bunlar henüz emekleme aşamasında olan bir teknoloji için inanılmaz rakamlar.

İşin bir başka boyutu da okuma performansı. Çoğumuz arkadan aydınlatmalı ekranlarla yazıları rahat okuyamadığımızı tecrübe etmişizdir. Bu durum elektronik mürekkepli cihazlarda yaşanmaz. Bu cihazlarda kitap okuma deneyimi kağıttan kitap okumayla neredeyse eşdeğerdir. Lcd ekranlarda kitap okuduğumuzda birkaç saat sonra gözlerin odaklanamama sorunu ortaya çıkar ve gözlerimiz yaşarmaya başlar. Aslına bakarsak bu tehlikeli bile olabilir.

Apple IPad

Sonuç olarak elektronik dökümanlarımızı okumak için IPad ya da bir başka mobil aygıt pratik değildir. Bunun için özelleşmiş e-booklar edinmek daha doğru olur. Öte yandan çok uzak olmayan zaman diliminde bu cihazların renkli mürekkep teknolojisi ile donatılıp, internette sörf gibi yeteneklere sahip olduğunu, müzik dinlemek, video seyretmek gibi özelliklerinin eklendiğini kısaca cep telefonları, tablet pc ve e-book platformlarının tek bir potada eriyeceğini öngörüyorum. Renkli elektronik mürekkepler dijitallere göre başarılı olmazsa oradaki trend devam edebilir ama tersi olursa ve maliyet de uygun olursa günün birinde bilgisayarlarımız dahil tüm cihazlar elektronik mürekkep teknolojisini kullanıyor olabilirler.

Yazan: Deniz
Son Düzenleme: 08 Şub 2010 @ 02:05 PM

E-mailLinkYorumlar (1)
Tags

 Son 50 Yazı
 Geri
http://denizatm.com
Temayı Değiştir...
  • [Çıkış Yaptı]
  •  
  • Kullanıcılar » 2
  • Yazılar/Sayfalar » 51
  • Yorumlar » 52
Temayı Değiştir...
  • BoşBoş
  • YaşamYaşam
  • YeryüzüYeryüzü
  • RüzgarRüzgar
  • SuSu
  • AteşAteş
  • IşıkIşık « Varsayılan