Şöyle bakınca, son yazımı 7 Mayıs’da yazmışım. Bu yazıda arada geçen süreçte başıma gelenleri, acı tatlı anılarımı anlatıp sizleri biraz sıkacağım. Ee ne bekliyordunuz? Blog burası…
7 Mayıs gecesinden, o korkunç günden alalım! Şaka şaka, 7 Mayıs’da ne yaptığımı hatırlamıyorum. Sanırım o gün blogda yazdığım oyunları oynamakla ve “Neden ders çalışamıyorum nedeenn!!!” şeklinde ağlamakla geçti. 20 Mayıs finallerin başlayacağı tarihti ve fena halde ders çalışmaya ihtiyacım vardı. Düşününce gerçekten korkunçmuş.
Neyse ilerleyen günlerde ders çalışmamaya ve bu nedenle saçma sapan şeyler yapmaya devam ettim. Mesela bilgisayarın başına sadece bir önceki NBA maç sonucunu öğrenmek için oturuyorum ve kalktığımda bir sonraki maç başlamış oluyor (cidden). Dolayısıyla kendime itiraf etmekten ürksemde ders çalışamamın yegane sebebi bilgisayar. Bir şekilde bu meretten kurtulmam gerekiyordu. Sağolsun o benden kurtuldu.
12 Mayıs çarşamba günü gündüz uyumaya alışmış bünyeyi saat 8′de türlü işkencelerle (telefonun alarmı, kafa miken çin malı saat, arkadaşlara “beni erken uyandırın olm” talimatı vs. biri bir şekilde sonuca ulaşıyor) ayağa diktim. Amacım bir yandan yaklaşan finallere kondisyonumu düzenlemek. Öte yandan bu iş için çarşamba gününü seçmiş olmamın gerçek sebebi, o gün nümerik analiz’in (bir ders adı) ödevinin son teslim tarihi olması ve benim yumurta kapıya dayanmadan hiçbir şeyi yapamamam. Ödev dediğimde En Küçük Kareler Yöntemi‘nin bilgisayar programını yazmak. Yöntemi bildikten sonra çocuk oyuncağı.
Fiziken uyanmış bünye henüz alfa dalgası yaymaya başlamamış. Ben sabah sabah bir büyük açtım (süt). Petibör bisküviyi bana bana bir yandan konuyu anlıyorum, bir yandan uyanıyorum, bir yandan Google’da bir şeylere bakıyorum, Reader’dan bir şeyler okuyorum, iki satır kod yazıyorum, mail atıyorum filan. Süt bardağını da böyle dizüstünün yanına koymuşum. Tehlike geliyorum demiş aslında. Şimdi burada bir parantez açmam lazım geliyor.
Normalde bilgisayarına bir şeyler döken insanlarla acayip dalga geçerim. Benim ev arkadaşı sirke dökmüş misal. Sirke lan! Bunu da benim başıma malum olay geldikten sonra “Üzülme gardaş bende sirke dökmüştüm” dedi, öyle öğrendim. Bilgisayarı turp gibi çalışıyor şu anda.
Neyse ben insanlarla dalga geçerim, bilgisayar başında da günde üç öğün bir şeyler tüketirim ama bunu yaparken kafamda dökülebilecek şeylerin yarıçapını hesap ederim, onları bu çapın dışında tutmaya özen gösteririm. En azından kasayı tepsi olarak kullanmam (var böyleleri). Netice itibariyle o gün henüz uyanamadığımdan ve sürekli bardağa uzanmak zor gelmiş olabileceğinden olsa gerek ben bardağı direk kasanın yamacına konumladım. Sen git elim çarp, bir bardak süt olduğu gibi klavyenin üzerine, tuşların arasına, touchpad’e filan sız. O anda uyandım. Noluyo lan dememle şoktan çıkmam bir oldu. Böyle durumlarda olan insanlara akıl vermişliğim çoktur. Teoride her şeyi biliyorum yani. Bilgisayar henüz kapanmadıysa sen kapat, fişi çek, bataryayı çıkart. Bilgisayarı ters çevir, sonra da uzuun bir süre açma.
Direk yarısı süte banmış touchpad’e abandım. Olamaz imleç hareket etmiyor. Kesin kitlendi. O şokta klavyeden kapatmaya çalışma yerine deli gibi süt bardağının olduğu yerde olması gereken kablosuz fareyi arıyorum. Evet buldum! İmleç hareket ediyor. Bilgisayarı kapat, kapan kapan kapan… Oradaki saniyeler, sanki bilgisayar düzgün kapanmadan ciyuv efekti gelecek gibi hissediyordum. Daha sonra takip eden haftalarda “Bilgisayarı elimlen kapattım hacı, bozulmamıştır heralde” geyiği yapacaktım. Sonraki talimatları uygulayıp bu sefer arkadaşın bilgisayarını bozmaya gittim. Çünkü hala yapmam gereken bir ödevim vardı (80 aldım, 1 saatte anca bu kadar).
O gün okuldan döndüğümde bilgisayar kuruma sürecine girmişti, tuşları yapışmış, altlarında kuruyan süt ile eski esnekliklerini kaybetmişlerdi. Bir anda ampul çaktı. Bu benim bilgisayarı kapatmak ve finaller bitene kadar açmamak için güzel bir fırsattı. Hatta bu bir işaretti. Doğa benim sınıfta kalmamı istemiyordu (böyle bir olasılık söz konusu).
Dolayısıyla o kara günden itibaren ta ki şu güne dek bilgisayarımı hiç açmadım. Ama çalıştım mı? Tabi ki hayır. Vizelerden beri bir kenara fırlattığım PSP’mi buldum. Zaten her sınav döneminde ders çalışmamı engelleyen şey oluyor. O da bozulma sürecine girdi bakalım. Arada kitleniyor filan. Bu arada PSP’den internete girmek iğrençmiş. Ön belleği doluyor, girmeyi reddediyor filan. Utanmasa Html içerikli siteleri açmayacak hırto.
Böyleyken böyle bir sınav haftasını daha geride bıraktım. Yine “gelecek dönem günü gününe çalışıcam” geyiği yaptık. Yalnız bu sabah kalmaya kesin gözüyle baktığım ve yaz okulunda kesin alırım dediğim bir dersten geçtiğimi öğrendim. Obarey, yaza kontenjan açıldı.
Netice itibariyle bugün itibariyle bilgisayarımı yokladım, çalışıyor. Bu 3 haftanın bana geri dönüşü, 1000+ reader, 100+ mail, onlarca kaçan geyik, okunmamış ve bir daha okunamayacak haberler filan. Acı şeyler bunlar.
Mesela en birinci blogculardan Pucca‘nın böyle bildiğin basılı masılı, dijital olmayan kitabı çıkıyormuş. Onunla ilgili de ilerleyen günlerde bir yazı yazarım belki. Sonra yine bu olayla ilgili bişiler olmuş filan hep kaçırdım. Olayları ters kronolojik olarak takip etmek korkunç. Yaşanmış hikayeleri okumak onları yaşamakla aynı etkiyi yapmıyor. Hep bundandır gençlerin tarihi, tarihte yaşananları bir türlü anlayamaması diyerek, mesajımı da vererek çeker giderim.
Oyunlar platformdan bağımsız olsa da (yani hem Linux’a, hem Windows’a hem de Macintosh’a yüklenebiliyor) bu tarz düşük grafikli (hatta 2d) ama oynaması zevkli, zekice oyunlar Linux’a has olduğundan ve elbette haberin orijinal kaynağı böyle uygun gördüğünden ben de bu başlığı attım.
Yaklaşık 5 sün sonra sona erecek kampanya ile toplamda 80$ eden 5 adet başından kalkamayacağınız şirin oyuna gönlünüzden ne koparsa verip sahip oluyorsunuz. Oyunlar şöyle:
Bir oyun özürlüsü olarak aralarından sadece World of Goo’yu duymuştum ve demosunu oynamıştım. Bir arkadaşım oyun ilk çıktığında buna benzer bir sistem ile ne kadar verirsen ver oyunun orijinal lisansına sahip olduğunu söylemişti de kaçırdığıma çok üzülmüştüm. Şimdi sadece World of Goo için bile bu işe girebilirdim -ki yanında 4 oyun daha veriyorlar. Bence kaçırılmaması gereken bir fırsat.
Sistem şöyle işliyor. Paypal, Amazon ya da Google Checkout hesabınız varsa, bu hesaplarınızdan biri ile şu adrese dilediğiniz rakamı yazıyorsunuz. E posta adresinizi doğru yazmanız gerekiyor çünkü oyunları indireceğiniz adres e postanıza yollanıyor. Çok hızlı bir şekilde tüm bu oyunları dilediğiniz platform için dilediğiniz süre boyunca indirip oynayabilirsiniz. Benim oyunla işim olmaz diyorsanız, bir arkadaşınıza hediye olarak da yollayabilirsiniz. Unutmamanız gereken şey, ödediğiniz para doğrudan hayır kurumlarına ya da oyunu geliştiren ekibe gidiyor. Bunun oranlarını seçebiliyorsunuz.
Biraz da rakamlardan bahsetmek gerekirse; ben bu yazıyı yazarken 50.819 kişi bu 5 oyunu satın almış. Ortalama 7.92$ ödenmiş (tabi siz 1$ bile ödeyebilirsiniz). Toplamda 402,264$ birikmiş. En fazla parayı ödeyen hayırsever 500$ ödemiş.
Özetle kaçırılmaması gereken, sadece destek olmak için bile girilmesi gereken bir kampanya olmuş. Bence bu 5 oyundan illaki biri sizin ilginizi çekecektir ve ödediğiniz miktarın hakkını verecektir. Ben en azından World of Goo oyununun kendi adıma bunu başaracağını düşünüyorum. Diğerlerini henüz denemedim. Tekrar altını çizmekte yarar var. Oyunlara ödediğiniz para ile hem Linux, hem Windows hem de Macintosh platformları için olan kurulum dosyalarını sınırsız süre boyunca indirebiliyorsunuz.
2 gün önce yani 29 Nisan’da Ubuntu’nun yeni Long Term Support sürümü Lucid Lynx piyasaya sürüldü. Benim de aylardır heyecanla beklediğim bu sürüm şimdilik beklentileri karşılamış gözüküyor. Arada geçen 2 gün içinde kendini Ubuntu’ya adamış bloglar, forumlar yeni Ubuntu ile ilgili ipuçları vermeye başladılar. Bunlardan biri de omgubuntu.co.uk sitesi. Sürüm çıkar çıkmaz yayınladıkları “Yapmanız gereken 10 şey” yazısı benim çok işime yaradı, sizlerde faydalanmak istersiniz diye çevireyim dedim. Bu aynı zamanda benim yaptığım ilk çeviri yazısı olma özelliğine de sahip.
Ubuntu’nun son sürümünü yüklemeniz sizi bekleyen güncelleme ve yamaların olmadığı anlamına gelmez. Güncelleme yöneticisini çalıştırdığınızdan emin olun (Eğer sizden önce davranmazsa tabi) böylece son düzenlemelerden ve özelliklerden yararlanabilirsiniz.
Eğer Compiz gibi gelişmiş masaüstü efektleri kullanmak istiyorsanız, grafik kartınızın “resmi” driverını etkinleştirmeniz gerekmektedir.
Ubuntu otomatik olarak 3D driverları belirler ve sizi uyarır. Böyle durumlarda yukarıdaki panelde ‘circuit board’ ikonu görürsünüz. İkona tıklayın ve yönergeleri izleyin.
Eğer Ubuntu herhangi bir donanımınızı otomatik olarak bulamazsa manuel olarak Sistem > Yönetim > Donanım Sürücüleri uygulamasını çalıştırmanız gerekmektedir.
Bu adımın varolması büyük utanç ama maalesef Ubuntu’ya bu multimedia codeclerini oynatması için izin verilmemiştir. Neyse ki codecleri yüklemek çocuk oyuncağıdır, tek yapmanız gereken terminale aşağıdaki kodu yazmaktır.
Aralarından seçmek için daha fazla tema mı istiyorsunuz? Community Themes paketinde bir sürü güzel ve şık temalar bulacaksınız.
Ne düşündüğünüzü biliyorum: bu fontlar çok büyük gözüküyor, değil mi? Görünüm menüsünden daha küçük boyuta ayarlayın. (Kısayol: Masaüstünde sağ tık > Masaüstü arka planını değiştir > Yazı Tipleri).
Çoğu okuyucu 9pt’yi kullanışlı bulur ama sizin geniş ve büyük bir ekranınız varsa 8pt kullanabilirsiniz. Eğer varsayılan yazı tipini beğenmiyorsanız, birçok kişi DroidSans yazı tipini önermektedir.
Ayrıca Microsoft Core yazı tipleri de önerilmektedir.
Eğer daha önce UbuntuOne kullanmadıysanız şimdi tam sırası. 2 GB ücretsiz depolama alanına sahip olacak, Firefox yer imlerinizi, Tomboy notlarınızı ve Evolution bağlantılarınızı bilgisayarlarınız arasında eşitleyebileceksiniz – dilediğiniz herhangi bir dosya ve klasörle birlikte.
Uygulamalar > İnternet > UbuntuOne
Ubuntu Tweak tek bir yerden ekstra uygulamalar yüklemenizi, masaüstüne ince ayar yapmanızı (pencere ikonlarını sağ tarafa koymak gibi) ve sistem temizleme seçeneği ile sisteminizi mükemmel bir şekilde tutmanızı sağlar.
Ubuntu Tweak’i kendi sitesinden indirip kurabilirsiniz.
Bir boyut sizi kesmezse ve eğer VLC, GIMP gibi yazılımlar kurmak istiyorsanız veya muhteşem oyunlar oynamak istiyorsanız Ubuntu Yazılım Merkezini ziyaret etmelisiniz. Uygulamaya Uygulamalar > Ubuntu Yazılım Merkezi yoluyla ulaşabilirsiniz.
“Ubuntu Kullanım Kılavuzu” (ki aslında adı ‘Ubuntu 10.04′e Başlarken’ ama Kullanım Kılavuzu daha havalı) hem yeni başlayanlar için hem de tecrübeli kullanıcılar için fantastik bir kaynak.
Ubuntu Kullanım Kılavuzunu kendi sitesinden indirebilirsiniz.
Yeni uygulama bulmayı ya da saatlerce ince ayar yapmayı unutun ve Ubuntu’yu herhangi biri gibi kullanın: İnternete girin, Empathy ile sohbet edin, o yazıyı Open Office’de yazın ve Rhythmbox’da olağanüstü müzikler dinleyin.
Muhteşem Ubuntu 10.04 LTS’nin tadını çıkarın.
Kaynak: http://www.omgubuntu.co.uk/2010/04/10-things-to-do-after-installing-ubuntu.html

Kategoriler
Etiket Bulutları
Blog RSS
Yorum RSS
Son 50 Yazı
Geri
Boş
Yaşam
Yeryüzü
Rüzgar
Su
Ateş
Işık « Varsayılan