Safari 5.0 versiyonunu daha önceki Safari deneyimlerime dayanarak uzun süre kurmadım. Ta ki Reader özelliğini duyana kadar. İnternet yaşantımın hatırı sayılır kısmını Google Reader servisinde geçiren ben bunu ilk duyduğumda RSS okuyucularına özel bir güzellik olduğunu düşünüp hemen programı kurdum. Karşıma daha da güzel bir “Reader” özelliği çıktı. Buna göre platforma uygun sayfaların üzerinde çıkan “Reader” butonuna basarsanız sayfanın önünde bir çerçeve açıyor ve beyaz arka plan içinde yazıyı daha okunaklı bir yazı tipiyle çok daha rahat bir şekilde okuyorsunuz. Hemen bu özelliği Google Chrome’a da aktarmam gerektiğini düşündüm ve araştırmaya başladım. Sonuna iReader eklentisini buldum.
iReader, Safari Reader ile tamamen aynı şekilde çalışıyor. Ondan eksiği yok fazlası var diyebilirim. Bunda da Chrome’nin adres çubuğunda (omnibox) eklenti logosu gözüküyor. Logoya tıkladığınız zaman çevçeve içinde gövdedeki yazı geliyor. Yazı boyutunu ayarlayabiliyor, resimleri kapatıp açabiliyor ve sayfanın çıktısını alabiliyorsunuz. Bir de yazıyı Facebook, Twitter ve E posta ile paylaşabiliyorsunuz.
Eklenti sitesi: https://chrome.google.com/extensions/detail/ppelffpjgkifjfgnbaaldcehkpajlmbc?hl=en
Eklentiyi kurmak için Chrome tarayıcı ile sayfayı açıp “Install” butonuna tıklayın. Daha sonra gelecek ekranda “Yükle” deyin.
Not: Örneğin blogların ana sayfasında eklenti ikonu gözükmezken herhangi bir yazının başlığına tıkladığınızda ikon gözüküyor. Yani sitenin gövdesinde tek bir yazı olduğu vakit eklenti çalışıyor.
Google Picnik uygulamasını satın alınca hepimiz heyecanlandık. Özellikle satın almanın hemen ardından uygulamanın Picasa‘ya dahil edileceği ve ücretsiz olacağına dair haberler çıkınca. Hafta itibariyle ilk kez bu yönde bir atılım gördük. Henüz biz kullanıcılara kayda değer bir uygulama sunmasa da Picasa Web Albums içinden Picnik uygulamasına ulaşabiliyoruz.
Öncelikle sağda solda dolaşan yanlış bilgiyi düzelteyim. Picasa Google satın almadan önce bazı özelliklerini 25$ karşılığında Premium olarak sunuyordu. Hala öyle. Picnik’in harika filtreleri maalesef şu sıralar ücretli. Ama kullanıcıların en çok işine yarayacak temel özelllikler ücretsiz. Son gelişme ile Picnik’in tamamen ücretsiz olduğu doğru değil, hala eskisi gibi ücretli.
Öte yandan yapılan çok büyük bir yenilik yok. Sadece Picasa Web üzerinden “Edit in Picnik” seçeneğini seçtiğimizde ayrı bir frame içinde Picnik uygulamasını açıyor. Henüz Google hesabımızla siteye giriş bile yapamıyoruz. Benim kullanıcı olarak beklentim Picnik uygulamasının Picasa programına entegre edilmesi ve tüm özelliklerinin ücresiz olması. O zaman satın almanın bir anlamı olacak. Hali hazırda fotoğrafımızı Picnik’e yükleyip, düzenlememizi yaptıktan sonra tekrar Picasa’ya aktarma işlemini kolaylaştırmak dışında hiçbir yeni özellik gelmemiş.
Picnik’i bilmeyenler için de ayrı bir paragraf açalım. Online fotoğraf düzenleme uygulaması. Orta düzey bir kullanıcının ihtiyaç duyabileceği her türlü özelliği bünyesinde barındıran oldukça gelişmiş bir site kendisi. Henüz kullanmaya başlamadıysanız bence bir şans verin.
İnternetten alışveriş yapmanın avantajlı ve dezavantajlı birçok yönü var. Avantajları; yerimizden kalkmadan 2 tıkla istediğimizi almamız, çok fazla seçenek arasından dilediğimizi seçebilmemiz ve elbette çoğu zaman ucuz olması. Dezavantajları ise ürünü denemeden alıyor olmak ve elbette güvenlik. Çoğu kişi siparişten sonraki muhtemel 3-5 günlük kargo süresinde stres yapıp gastrit olmaktansa mağazaya gidip ürünü alıp gelmeyi hala tercih ediyor.
Ben sanal alışveriş ile fizikseli arasında bir denge tutturmuş durumdayım. Bir kere artık mouse pad bile alacaksam internete girip yorumları okuyorum. Alternatif ürünleri inceliyorum. En basit ürün bile bazen günlerce, bazen haftalarca süren inceleme aşamasından sonra alınıyor. Bundan zevk alıyorum.
Ürüne karar verirken aynı zamanda fiyat araştırması da yapıyorum. Mağazalarda ne kadar, internette ne kadar. Kayda değer bir fark varsa ve güvenilirse internetten alıyorum, hiç acımıyorum. İlle de mıncıklayıp almam gereken bir ürünse mağazaya gidip mıncıklıyorum. Daha sonra fiyat farkı çoksa eve gidip evden sipariş ediyorum. Çok değilse mağazadan alıyorum. Manyakça bir tutum farkındayım.
İnternet alışverişlerinizde birkaç temel noktaya dikkat ettikten sonra güvenlik konusunu rahatlıkla çözebilirsiniz. Bilmeniz gereken ne yaparsanız yapın %100 güvenliği sağlamanız mümkün değil. Ama paralarınızı yastık altında bile saklasanız evinize hırsız girmeyeceğini garanti edemezseniz. Dolayısıyla işte riskleri en aza indirmenin birkaç küçük püf noktası:
1) Bilgisayarınızın virüs ya da keylogger içermediğinden emin olun. Bilgisayarınızı her zaman güncel tutun. Bilgisayar güvenliği ile ilgili endişeleriniz varsa, misal internet üzerinden oldukça fazla ve yüklü miktarlarda alışveriş yapıyorsanız Linux dağıtımlardan birine geçin. Çünkü Linux dağıtımları daha güvenlidir.
2) Sanal kredi kartı kullanın: Çünkü sanal kredi kartında limiti siz belirlersiniz. Alışveriş yaptıktan sonra limitinizi sıfırlar ve böylece olası bir çalınma durumunda mağdur olmazsınız. Alışveriş esnasında başınıza bir şey gelirse tüm hesabınız hüpletilmek yerine sadece sizin belirlediğiniz limit hüpletilir.
3) Paypal kullanın: Çünkü Paypal internet üzerinden alışveriş yapmanın en güvenli yoludur. Sanal kredi kartınızı Paypal hesabınıza ekleyin. Paypal’ın ne olduğunu bilmiyorsanız sizi şuraya alalım.
4) Sadece güvenilir sitelerden alışveriş yapın: Bunun için siteden daha önce alışveriş yapmış diğer kimselerin site ile ilgili yazdıkları yazıları okuyabilirsiniz. Bazı siteler insanlardan parayı topladıktan sonra toz olmaktadırlar. Başınıza böyle tatsız şeyler gelebilir. Sitelerin kimin üzerine olduğunu, vergi numaralarını, ofis adreslerini, telefonlarını filan kontrol edin. İnternette köklü alışveriş siteleri vardır, onları kullanın.
5) Online bankacılık, Paypal ve alışveriş yapacağınız sitelerin şifreleri için en az 8 karakter uzunluğunda, büyük harf, küçük harf, rakam ve bir karakter (@, +, -, * gibi) içerecek şekilde güçlü şifreler seçin.
Gördüğünüz gibi gayet basit, hepsini zaten biliyordunuz değil mi? Bu adımları uygularsanız başınıza iş gelme ihtimalinizi en aza indirir, güvenli bir şekilde online alışveriş yapabilirsiniz.
Benim asıl bahsetmek istediğim mevzu yurt dışı alışveriş deneyimi. Bu konuda Amazon ve Ebay başı çekse de ülkemizde satılan ürünleri neredeyse 3′te 1 fiyatına satın alabileceğiniz, üstelik ürünleri ücretsiz kargolayan 2 yabancı site tanıtacağım. Ondan önce Paypal hesabı oluşturmak, Ebay’dan alışveriş yapmak, taklit ürünleri algılamak ve doğru satıcıyı bulmakla ilgileniyorsanız şuradaki videolu anlatımı okumanızı öneririm. Biz devam edelim.
Birinci adım sanal kredi kartımızı oluşturuyoruz (Bu şart değil, normal kredi kartı da kullanabilirsiniz ama güvenli olması açısından mutlaka sanal kredi kartı kullanın). Daha sonra Paypal hesabı açıp, sanal kredi kartımızın bilgilerini buraya ekliyoruz (Bu da şart değil ama öncelikle birçok yabancı ve Türkçe site Paypal kullanır.)
Yurt dışı alışverişi deyince ülkemizde akla gelen ilk site DealExtreme olsa gerek. Gerçekten ülkemizde bu siteden alışveriş yapan çok fazla insan mevcut. En güzel özellikleri ürünleri ücretsiz bir şekilde kargolamaları. Burada dikkat etmemiz gereken şey ürünler posta hesabıyla PTT tarafından geliyor. Yani mektuplarda olduğu gibi kutuyu posta kutumuza bırakıp gidiyorlar. Kapıya kadar getirip imza karşılığı vermek yok. Kutudan kaybolursa sorumluluk sizde oluyor yani. Ayrıca takip numarası da olmadığı için ürünün yol boyunca başına gelenlerden bir haber oluyorsunuz.
Ben siteden defalarca ürün satın aldım. Hepside sorunsuz geldi ama en erken geleni 23 gün sürmüştü. Yani ürünü sipariş ettikten tam 23 gün sonra elime ulaştı. Aşağı yukarı 3 hafta sürüyor zaten. Süre 3 haftayı aşarsa mail atıp tekrar yollamalarını isteyebilirsiniz. Ya da PTT’ye gidip adınıza posta gelip gelmediğini kontrol ettirebilirsiniz.
Son olarak dikkat etmemiz gereken site Hong Kong menşeili. İçeriğindeki ürünler her şey 1 milyoncuda bulabileceğiniz türden Çin malı ürünler. Markalı bir ürün alacaksanız, atıyorum Kingston marka usb bellek alacaksanız ürününüz orjinal olmayabilir. Ürünlerin altındaki yorumlar tamamen objektif ve kullanıcılar tarafından yazılmış yorumlar. Ürün orjinal değilse çatır çatır yazıyorlar. Almadan onları okuyun mutlaka. Onun dışında sitede o kadar eğlenceli şeyler var ki her girdiğimde birkaç tane şey alasım geliyor. Hele 2$ Gadget diye bir bölümü var ki 2$ altı ürünleri listeliyor. Harika şeyler bulabilirsiniz o kısımdan. Bana kalırsa ilk alışverişinizi bu 2$’lık ürünlerden bir tane sipariş ederek deneyin. Kargoda bir sorun çıkmıyorsa alışverişe devam edebilirsiniz.
Adından anlaşılacağı üzere ingiliz sitesi olan MyMemory ürünleri ücretsiz kargolayan bir başka güvenilir firma. Bu site DealExtreme’e göre biraz daha ciddi. İçeriğindeki tüm ürünler orjinal bir kere. İngiliz Sterlini üzerinden satış yapılıyor. Kulaklık üzerine özelleşmiş bir site diyebiliriz. Türkiye’den bu siteden kulaklık alan çok fazla insan var. Birkaçı ürünü almada sorun yaşasa da genelde herkes memnun. Çünkü sorun yaşayan arkadaşlar mail atınca paraları iade edilmiş.
Sitede iPod ve akssesuarları da satılıyor, hafıza kartları, cep telefonu gibi pahalı aletler de. Ama dediğim gibi zaman zaman kulaklıklarda %50′ye varan indirimler yapabiliyorlar. Bu tarz indirimleri yakaladığınız zaman alıyorsunuz zaten. Ben de sayısız defa alışveriş yaptım bu siteden. Bir kere Koss PortaPro kulaklık gelmemişti. Mail atınca paramı iade ettiler. Onun dışında aldığım tüm ürünler 1 hafta ile 3 hafta arasında değişen sürelerde elime ulaştı.
Sitenin fiyatları bir Amazon’a kıyasla daha pahalı ama Amazon’dan aldığınız ürünün kargo parasını ekleyince yine ucuza gelmiş oluyor. Hele Türkiye’deki fiyatlarla kıyaslarsak ayıp etmiş oluruz çünkü bazı ürünlerde ciddi ciddi 3′te 1 fiyatına almış oluyorsunuz ürünü. Hatta bu işi ticarete döküp, Türkiye’de 150 liraya satılan kulaklığı 50 liraya siteden alıp, Türkiye’de 100 liraya satan arkadaşlar da var. Herkes için karlı bir anlaşma.
Son olarak yurt dışı alışverişleriniz için bazı limitleriniz olduğunu bilmelisiniz. Öncelike çoğu durumda gümrük memurunun insafına kalmış durumdasınız. İsterseniz 10$’lık ürün alın, ürününüz gümrükte kalabilir. Böyle durumlarda çok fazla para ödemeden gidip ürününüzü ilgili yerden alıyormuşsunuz. Benim başıma henüz böyle bir şey gelmedi. Ürününüz gümrükte kalırsa sanırım evinize bir tebligat yolluyorlar.
Bunun dışında 150 euro’nun altındaki alışverişlerinizde gümrük vergisi ödemezsiniz. Hesabınızı buna göre yapın. Ayrıca ürününüz hediye paketi ile paketlenmişse ya da üzerinde hediye olduğu yazıyorsa ve tek ürünse de sorunsuz geçebiliyor. Aynı üründen birkaç tane almanız ticari olduğu anlamına geldiği için sorun çıkartabiliyor. Ve son olarak paketin büyüklüğü gümrükten geçip geçmemesi hususunda önem teşkil ediyor. Paket küçükse sorunsuz geçerken ağır ve büyük paketler ucuz olsalar bile sorun çıkartabiliyorlar.
Uzun zamandır internete uygulanan sansür ile ilgili bir şeyler karalamak istiyordum ama söyleyebileceğim her şey çoktan söylendiği için laf kalabalığı yapmak istemedim. Zaten birkaç gün önce yolladığım Friendfeed mesajımda internet sansürüne internet üzerinden tepki göstermenin anlamsız olduğunu yazmıştım. Çünkü internet üzerinden verdiğimiz tepki karar mercilerine ulaşmıyor bile. Basın internet sansürü ile ilgili bir şey yazmaktan kaçınıyor. Halkın tepkisel çoğunluğu gençler, internete giren kesimin çoğunluğu gençler ama bu iki küme yeterince kesişmiyor. Neyse, tam da hayalini kurduğum gibi, birileri tepkilerini fiziksel dünyaya taşımaya karar vermiş ve ortaya dahiyane bir organizasyon çıkmış. Sansüre Karşı Yürüyüş.

Yaz okulu dolayısıyla İstanbul’da olmadığım için maalesef yürüyüşe katılamayacağım ama bu yazıyı okuyan ve 17 Temmuz Cumartesi günü saat 17:00′da işi olmayan İstanbullular lütfen Taksim meydanına akın etsinler.
Organizasyonda eylem planı şöyle açıklanmış.
+ 17.30’da internet kablosunu keserek açılışı yapıyoruz ve yürüyüşe başlıyoruz.
+ Herkes 17.00 – 19.00 arası Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e twitter üzerinden “Biz Taksim’deyiz, siz neredesiniz?” twit’leri gönderiyor. (@cbabdullahgul) (#sansur hashtagi kullanilarak)
+ Yürüyüş boyunca, yıllar önce TRT sansürlerini eleştiren Devekuşu Kabare’nin söylediği, minik kelebek parçası sansürsüz şekliyle söyleyeceğiz: minik kelebek
+ Galatasaray Lisesi’nin önünde basın açıklamasını okuyoruz.
Ekşi Sözlük’ün avukatı Kanzuk’un sözlükte yazdığı yazıdan alıntı. “işçiler taksim meydanı’nı söke söke, dövülerek ama hakkederek aldılar. bu gösteri zaten izinli, o açıdan bir risk taşımamakta. sadece belli bir süre için bir arada olmamız, dikkate değer bir sayıyı yakalamamız halinde gayet işe yarayabilir.”*
Aynı böyle düşünüyorum. Hiçbir şey yapmasak, sadece orada kalabalık olarak bulunsak, durup beklesek, insanlar “ne oluyor, kim bunlar?” dese, gazetelerde haber olsa bile yeter. Yeter ki mecliste birileri “bunların keyfi yerinde, hiç tepki göstermiyorlar.” diye düşünmesin. Türkiye’de bir kesimin internete uygulanan sansürden haberi olduğunu ve bundan hoşlanmadığını onlara duyurmalıyız. Duyurmalıyız ki Diyanet İşleri Bakanına site kapattırma yetkisi verirken iki kere düşünsünler. İnternette yaptığımız her hareketi izleyebilme yasasını çıkartırken daha büyük bir tepki gelebileceğini bilsinler.
Bilmeyenler için bbPress, WordPress ekibinin geliştirdiği gördüğüm en harika forum scriptidir. Açık kaynak kodlu olması bir yana, sadeliği ile gönlümde taht kurdu gerçekten.
Bugün bbPress ile cebelleşirken internetteki verilerin oldukça eski olduklarını farkettim. WordPress Türkiye ekibinin konuyla ilgili sayfaları bbPress’in 0.9.0.2 sürümünden kalmakta. Oysa bugün 1.0.2 Bechet sürümü yayınlanmakta. Dolayısıyla dil dosyalarındaki köklü değişiklik ve bazı teknik ayrıntılar yüzünden uzun süre debelenip durdum. Aynı sorundan müzdarip birileri çıkarsa yardımcı olması açısından bu yazıyı yazıyorum.
Öncelikle teknik değişikliklerden bahsedeyim. Önceki sürümlerde bbPress sürümünüzü Türkçe yapmak için bb-includes dizinine “languages” isimli bir klasör oluşturuyor ve içine “tr_TR.po” adındaki dil dosyamızı kopyalıyorduk. Son olarak bb-config.php dosyamızdaki define(‘BBLANG’, ‘‘); satırını define(‘BBLANG’, ‘tr_TR’); satırı ile yer değiştiriyorduk ve işlem tamamlanıyordu.
Oysa şimdi bazı değişiklikler yapmışlar. Öncelikle sadece .mo dil dosyası atabiliyoruz. po uzantılı dil dosyalarını kabul etmiyor. İkinci olarak “languages” isimli klasörümüzü bb-includes içine değil direk ana dizine (root) kuruyoruz ve ismi de artık “languages” değil, “my-languages” olacak. Yine bu klasörüne içine .mo uzantılı dil dosyamızı atıyoruz ve bb-config.php dosyasındaki işlemleri aynen gerçekleştiriyoruz. Hepsi bu kadar. Sorun sadece iki sürüm arasındaki farklılıklardan kaynaklanıyor.
Türkçe dil dosyası olarak Emin Buğra Saral‘ın oldukça başarılı bir çevirisi mevcut. [*]Yalnız onun çevirisi po uzantılı olduğu için ben onu .mo olarak düzenledim. İndirmek isteyenler için:
Last.fm‘i bilmeyen müzik severler acilinden öğrensinler. Ben şimdi burada, “Online müzik dinleyebildiğimiz ve dinlediğimiz müziklerin istatistiğini tutarak bizimle benzer müzik zevklerine sahip kişilerle sosyal ortamda arkadaş olmamızı sağlayan ve dinlediklerimizden yola çıkarak bize yeni ufuklar açan önceleri ücretsiz, şimdilerde ücretli harika bir sosyal müzik sitesidir.” desem haksızlık etmiş olurum. Çünkü Last.fm bundan çok daha fazlası, inanın bana.
Bilgisayarda müzik dinlemeyi sevmeyen ama müzik dinlemeyi seven ve neyi ne kadar dinlediğimi merak eden biri olarak Last.fm’i esasen istatistik amaçlı kullananlardanım. Last.fm’in esas mevzusu kendi yazılımı üzerinden bir nevi online radyo misali müzik dinlemenize olanak sağlamasının yanında kendi müzik arşivinizden dinlediğiniz şarkıların istatistiklerini de tutarak veritabanında biriktirmesi. Bu bakımdan iPod/iPhone üzerinden dinlenilen şarkıların istatistiğini Last.fm hesabımıza yollayabildiğimizi (Skroplamak) belirteyim. Bunun için şu ücretsiz yazılımı edinmenizi gerekmekte. Ayrıca Android telefonlar da unutulmamış. Hal böyle olunca acaba benim sahip olduğum Sony A818 mp3 çalar üzerinden de aynı işlemi yapabiliyor muyuz diye düşünmeden edemedim.
Sonuç olarak Zenses adında, esasen Creative Zen mp3 çalarlar için geliştilen Last.fm tarafından desteklenen henüz beta aşamasında bir yazılım buldum. Wikipedia sayfasına göre açık kaynak kodlu Zenses programı hali hazırda iRiver Clix, Sandisk Sansa, Samsung Yepp, Microsoft Zune, Toshiba Gigabeat Line ve elbette Creative Zen modellerinde sorunsuz çalışıyormuş. Zenses forumlarında Sony Ericcson‘un bazı cep telefonu modellerinde ve Nokia N900 modelinde çalıştığını söylemişler. Maalesef benim Sony A818 mp3 çalarımda denedim ve yazılım hangi şarkıyı kaç kere dinlediğim bilgisini cihazdan alamadı. Zaten forumda birkaç kişi daha beceremediğini belirtmişti. Yine Wikipedia’da bağlantı arabirimi olarak MTP (Media Transfer Protocol) kullanan cihazların desteklendiği söylenmiş, benim mp3 çalarım maalesef Sony’nin her şeyi ben bilirim tavrı yüzünden bu protokol ile çalışmıyor.
Özetle şayet kullandığınız mp3 çalar modeli destekleniyorsa Zenses uygulamasını şu anda sadece Windows üzerinde olmak kaydıyla mutlaka denemelisiniz. Kullanımı oldukça basit. Mp3 çalarınızı bilgisayara bağlayın, program zaten cihazı görecektir. “Fetch Tracks” butonuna basın, bundan sonrası doğaçlama, altta dinlediğiniz şarkılar listelenir büyük ihtimalle. Bu bilgileri Last.fm profilinize yollamak için “Authenticate with Last.fm” butonunu kullanın. Last.fm kullanın.
İnternet teknolojilerinin gelişimi ile statik web siteleri yerlerini kullanıcı etkileşimli, ziyaretçilerin katkısı ile gelişen dinamik sitelere bıraktı. Bu temelde dahiyane bir fikirdi ve site yöneticilerinin işini kolaylaştırmasının dışında, kullanıcılarının siteyi sahiplenmelerini de sağlıyordu. Bugün bildiğimiz, kullandığımız sosyal ağlar başta olmak üzere, forumlar, sözlükler ve tüm diğer içerik siteleri bu yöntemi kullanıyor. Bunu zaten hepimiz biliyoruz. Bilmediğimiz şey ise bunun bir adım ötesi.
WOMM (World of mouth marketing), yani ağızdan ağıza reklam yöntemi bugün bilinen en ucuz ve en etkili reklam çeşididir. Basitçe bir ürünü satın alırsınız, ürünü kullanırsınız, ondan memnun olursunuz ve arkadaşınıza tavsiye edersiniz. Ürünü arkadaşınız da alır ve zincire o da dahil olur. Siz farkında olmadan ürünün reklamını yapmışsınızdır ve temelde bir kişiye ürünü satın aldırdığınızda bunun pek bir önemi olmaz. Ama bunu ürünü alanların yarısı yaparsa bu bir fark yaratır. Konumuz web olduğu için, bugün kişisel bloglarında kullandığı hizmeti yeren ya da öven blogcular marka değerlerinde ciddi farklar yaratıyorlar. Hatta blog camiasında pek tasvip edilmese de markalar blogculara markalarını övmesi karşılığında para ödüyor (tasvip edilmemesinin sebebi yazılarda bunun reklam olduğunun belirtilmemesi. Aksinde bence sorun yok).
Friendfeed gibi sitelerin yayık teknolojisi sayesinde hiç ek çaba sarf etmeden kitlelerle iletişime geçebiliyorsunuz. Burada sizin ek bir çaba sarf etmenize gerek yok ama işte site sahibi yolunuzu tıkadığı zaman iş başa düşüyor. Bu noktada internette ne kadar popülerseniz o kadar fazla geri dönüş alıyorsunuz. Henüz bir yere ait değiseniz de bu sitelere girmeniz anlamsız oluyor. Hali hazırda Formspring profil sayfasını msn adresine yazan ve zaten yüz yüze görüştüğü 2-3 insanlar orada şakalaşan kişiler gördüm. Çok acıklıydı.
Bugün internette ürününüz ne kadar sağlam olursa olsun bir şeyler satmaya çalışmak ücretsiz alternatifi olduğundan ötürü cidden zor ve parayla reklamınızı yaptırmak da göründüğü kadar ucuz ve kolay değil. Bu bakımdan güçlü bir ürününüzün olması ve zekice tasarlanmış bir sisteminizi olması bir anda parlamanıza yeterli olacaktır. Yalnız burada dikkat edilmesi gereken devamlılık konusu çünkü bu tarz sitelerin çıkışı gibi inişi de çok ani olmakta ve insanlar çok kısa sürelerde her şeyi tüketmektedirler. Bunun için devamlılığı olan ve sürekli yenilikler yaparak kullanıcılarının heyecanını ilk günkü gibi tutan başarılı bir sistem gerekmekte. Ve zaten hiç kolay bir şey olmadığından bugün örneklerine çok az rastlıyoruz.
Geçtiğimiz haftalarda Steve Jobs Adobe firması hakkında cüretkar sözler sarfetti. Jobs, neden Apple ürünlerinde Flash desteği olmadığı sorusuna “Çünkü Adobe firması tembel, açıklarını kapatmıyorlar ve sorunlu bir ürünleri var. Macintosh’daki çökmelerin sebebi bile Flash’dan kaynaklanıyor. Html5′in gelişimi ile zaten 2-3 yıla kadar kimse Flash kullanmayacak.” dedi. Adobe firması ise Steve Jobs’a göz dağı vererek, Apple ürünlerinin Flash desteği olmadığı sürece kaybedenin Apple olacağını, çünkü web’de en çok ziyaret edilen 100 sitenin 75′inin Flash kullandığını ve internetteki videoların %75′inin Flash tabanlı olduğunu söyledi. Bildiğimiz üzere 2010 yılının üçüncü çeyreğinde Android yüklü telefonlar Flash desteği kazanacaklar. Windows Phone 7 için de bir çalışma var.
Apple’nin Adobe firmasına böylesine resti çekmesi önemli, çünkü hali hazırda akıllı telefon pazarının ve mobil internet pazarının önemli bir kısmı iPhone ve iPod Touch üzerinden sağlanıyor. Siteler kendilerini iPhone’da çalışacak şekilde tasarlıyorlar. Bu bakımdan aynı hafta içinde duyduğum iki haber bana Steve Jobs’ın Flash’ın akıbeti konusundaki kehanetinde haklı olabileceğini düşündürttü.
İlki önümüzdeki günlerde kullanıcılarına mobil ortamda bilet satışı yapmak isteyen Virgin America havayolu şirketinin, iPhone Flash desteklemediğinden ötürü Html5 teknolojisine geçiş yaptığını duyurması idi. Şu anda siteye girerseniz kendiniz gözlemleyebilirsiniz. Bu çok cesurca bir hareket ve bunu diğer firmalar da takip edebilirler.
İkincisi ise bir süredir devam eden ama benim bu hafta öğrendiğim ve hemen beta testine katıldığım, Youtube’nin Html5 denemesi. Youtube.com/html5 adresinden erişebileceğiniz ve beta testine katılabildiğiniz uygulama. Çevirim içi video pazarını domine eden Youtube’nin Html5 desteği vermesi çok anlam ifade ederdi.
Madalyonun Adobe tarafında ise muhtelem 2-3 yıllık bir krallık garantisi mevcut. Hali hazırda doğru düzgün bir Flash alternatifi yok ve Flash sadece video sitelerinde değil, oyun, uygulama (gadget) ya da komple site tasarımına kadar oldukça yaygın bir kullanım ağına sahip. En basitinden bu asla iPhone üzerinde Farmville oynayamayacaksınız anlamına geliyor (uygulaması var mı bilmiyorum ama beğendiğiniz her Flash uygulamasını da aplikasyon olarak yüklemek zor iş). Eğer yılın sonlarına doğru HTC, Samsung, Nexus One ya da Nokia (ki N900 modeli zaten Flash desteğine sahip ilk telefon olma özelliğine sahip) Flash desteğine sahip olurlarsa iPhone ciddi yara alabilir ve sektörde kan kaybedebilir. Her ne kadar mobil ortamda çalışan Flash’ın asla stabil olmayacağını bilsem de benim de bir Apple ürünü almamamın başlıca sebebidir bu. Hatta şu yazıyı yazarken oldukça heyecanlıydım.
İşin özü, Html5 henüz oturmamış, tarayıcılar tarafından bile desteklenmeyen (Bildiğim kadarıyla sadece Webkit motoruna sahip Safari ve Google Chrome destekliyor) bir teknoloji. Tamamen oturması için 2013 yılından sonrasına randevu veriliyor. O zaman kadar tarayıcılar desteklediler diyelim, tüm siteler kendilerini ona entegre edene kadar hayli zaman geçer. Bünyesinde önemli birçok yenilik barındıran Html5 çıktığı ilk günden bu yana video işini üstleneceğinden ötürü Flash’ı öldüreceği konuşulmakta. Bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini 2012′de kıyamet kopmazsa hep birlikte göreceğiz.
Site istatistikleri deyince aklımıza ilk Google Analytics gelir. Gerek ücretsiz oluşu, gerek zahmetsiz oluşu, gerek ayrıntılı istatistikleri sade bir altyapı ile göstermesi Google Analytics’i küçük büyük tüm internet sitelerinde bir numaralı istatistik servisi haline getirmiştir. Yalnız Google’ın istatistik servisinin bir kusuru var ki birçok kişinin alternatiflere yönelmesinin başlıca sebebi. Gerçek zamanlı istatistik göstermez. Günün belli bir saatinde bir kerelik güncellenir ve günün o zamana kadar olan istatistiklerini bir kerede gösterir. Oysa bugün birçok servis, real time dediğimiz anlık istatistikleri başarılı bir şekilde gösterebiliyor. Bunlardan benim en çok takdirimi kazanan, nispeten yeni bir oluşum içinde olsa da Piwik.
Piwik’i tercih etmemin başlıca sebebi real time olması değil çünkü Google Analytics dışındaki tüm ciddi istatistik servisleri real time desteği veriyor zaten. Piwik öncelikle açık kaynak olmasından ötürü ilgimi çekti. Demosunu gördükten sonra ise ciddi ciddi kullanmayı düşündüm. Çünkü arayüzü oldukça başarılı bir şekilde Ajax teknolojisini kullanıyor. Yani birçok işlemi yaparken sayfanız yenilenmiyor. Hızlı bir şekilde istatistiklerinizi öğrenebiliyorsunuz.
Onun dışında Piwik henüz Türkçe desteği vermese de bir blogcunun istediği tüm istatistikleri gösterebiliyor. Daha profesyonel şirketler elbette ücretli istatistik servislerine yönelebilirler ama Piwik yerel siteler için oldukça yeterli. Daha da önemlisi, açık kaynak olması ve eklenti desteğine sahip olması dolayısıyla, programcı iseniz dilediğiniz gibi özelleştirebilirsiniz. Kaldı ki şu sıra 0.5.4. sürümü yayında olan Piwik’in ilerde oldukça gelişip güzelleşeceğini düşünüyorum. İstatistik servisinizi bir kere kurduktan sonra bir daha kaldırmak istemezsiniz çünkü yeni bir servis kurduğunuzda tüm istatistikleriniz sıfırlanır. Bu yüzden en başta seçerken isabetli bir seçim yapmanız gerekir. Ben tercihimi yaparken Piwik ile Clicky arasında kaldım. Clicky’nin ana sayfasında verdiği tablodan yola çıkarsak en başarılı servis konumunda. Oradan hangi servisin ne yapıp, ne yapamadığını kontrol edebilirsiniz. Clicky’nin beni cezbeden birkaç özelliği olduğunu itiraf etmeliyim (Twitter istatistiklerini toplaması gibi) ama yine de tercihimi şimdilik Piwik’den yana kullandım. Bunda açık kaynak olmasının etkisi büyük. Bu arada Clicky’nin ücretsiz ve ücretli olmak üzere iki sürümü mevcut. Tabloda gördüğümüz değerler ücretli sürüme ait olabilirler.
Gelelim Piwik’e. Başlamadan önce demo sayfasından Piwik.org sitesinin istatistiklerine bakarak bir ön fikir alabilirsiniz. Sizin sitenizin de istatistik sayfası aynı böyle gözükecek. Bu sayfası siz de herkese açabilir ya da size özel yapabilirsiniz.
Piwik’i kurmak, aynı WordPress kurmak gibi (ya da herhangi bir cms kurmak gibi). Sitesinden Piwik dosyasını indiriyorsunuz. Ftp’den sitenize atıyorsunuz ve sitenizinadi.com/piwik adresine gidiyorsunuz. Bu adreste adım adım kurulumu gerçekleştiriyorsunuz. Yapmanız gereken tek şey Piwik için bir veritabanı ve veritabanı kullanıcısı oluşturmak. Sonra sizden istediğinde bu kullanıcı adını ve veritabanı erişim şifresini yazıyorsunuz. Sizden son olarak Piwik istatistiklerini görmek için bir şifre istiyor. Onları da oluşturduktan sonra sitenizin sayfalarına eklemek üzere bir kod veriyor. Burada dikkat etmeniz gereken, kodu </body> etiketinin hemen üzerine yapıştırmalısınız. Bu aşamadan sonra Piwik hemen istatistikleri toplamaya başlıyor. Hepsi bu kadar. Kurulum aşaması şurada ayrıntılı bir şekilde anlatılmış (ingilizce).
Avrupa komisyonunun Microsoft aleyhine açılan tekelleşme davası sonucu verdiği karar ile 1 Mart itibariyle satılan Windows’lar varsayılan olarak Internet Explorer yüklü gelmeyecek.
Bunun yerine internete girilmek istendiğinde Windows karşımıza her seferinde karışık sıralama ile 12 adet tarayıcı getirecek. Bu tarayıcılar arasında Firefox, Internet Explorer, Google Chrome, Safari, Opera gibi popüler tarayıcıların yanında Avant, Maxthon gibi Internet Explorer’ın Trident motorunu kullanan tarayıcılar da mevcut.
Hali hazırda Avrupada kan kaybetmeye devam eden Internet Explorer’ın pazar payını ciddi ölçüde etkileyecek önemli bir karar. Belki bu sayede insanlar tarayıcının ne demek olduğunu ya da Google ya da arama motoru olmadığını anlamış olurlar. Hatta belki günün birinde Internet Explorer 6 en çok kullanılan tarayıcı ünvanını bırakmaya karar verir. Bunlar zor ama kesinlikle imkansız değil.

Kategoriler
Etiket Bulutları
Blog RSS
Yorum RSS
Son 50 Yazı
Geri
Boş
Yaşam
Yeryüzü
Rüzgar
Su
Ateş
Işık « Varsayılan