Macbuntu, resmi sourceforge sayfasında açıklandığı üzere Mac4Lin projesinin bir benzeri ama ondan farklı olarak Ubuntu ve Debian dağıtımlarına özgü. Yaptığı iş adı üzerinde Ubuntu’ya Macintosh arayüzü giydirmek. Mac4Lin projesi ise tüm Linux dağıtımlarına olmak üzere FreeBSD ve openSolaris sistemlere de uygulanabiliyor.
Macbuntu’yu kullanmak çok basit. Öncelikle sourceforge’den kaynak kodlarını indiriyoruz. İndirdiğimiz sıkıştırılmış dosyayı açıyoruz. Terminali açıp, ‘cd’ komutu ile kaynak kodların olduğu klasöre gidiyoruz. Bunun için terminale cd yazdıktan sonra klasörü tutup terminalin üzerine bırakabiliriz. Böylece klasörün yolu otomatik olarak gelir.
Daha sonra yine terminale ‘chmod 755 install.sh‘ yazarak install.sh dosyamızın izinlerini ayarlıyoruz. Son olarak ‘./install.sh’ komutunu vererek yüklemeyi başlatıyoruz. Bu arada buradaki kodlar ‘ işaretinin arasındaki kelimeler. Tırnak işaretini yazmıyoruz. Yükleme işlemi biraz uzun sürüyor ve arada bizden bazı ayarlamaları yapmamız isteniyor. Bunun için 1,2 gibi seçenekleri seçip enter diyerek yükleme işlemine devam etmemiz gerekiyor.
Yükleme bittikten sonra arayüz otomatik olarak giydiriliyor. O anda açık olan verileriniz kaybolmuyor. Bilgisayarınızı yeniden başlatmanıza gerek yok. Ama siz yine de kaybetmek istemediğiniz verilerinizi yedekleyin, uyumsuzluk çıkabilir. Bende sorunsuz bir şekilde yüklendi ve her şeyiyle Macintosh görünümlü Ubuntu kullanmaya başladım.
Yıllardır Macintosh sistemlerin arayüzüne hayranlıkla bakan, gerek platformdan gerek fiyatından elleşemediğimiz Apple ürününe bedavaya sahip olmak güzel. Linux tarafında harika temalar mevcut zaten ama insan bir süre sonra ister istemez sıkılabiliyor ve böyle bir değişiklik arıyor. Ayrıca beğenmezseniz yukarıdaki install işleminin yerine ./uninstall.sh komutunu vererek arayüzü kaldırıp, eski görünümünüze geri dönebilirsiniz.
Bu soru onca hardcore Linux sorularının arasında en temeli olmasına rağmen çoğu kez ıskalanıyor. Bizim de hayatımıza dair ilk sorduğumuz soru “Kimim ben?” değil midir? Ben de birine Linux deyince haliyle o ne? tepkisiyle karşılaşıyorum. Elimden geldiğince anlatıyorum ama şöyle yönlendireceğim bir kaynak olsa güzel olurdu diye düşünürken bunu buldum.
Yeni başlayanlar için Linux rehberi bence Linux’a ilk adımını atacak insan için en önemli rehberdir. Ben böyle bir rehberi okumadan Linux ile tanıştığımdan ilk bakışta nasıl bir fikre sahip olunacağını kestirebiliyorum. Windows’dan Linux’a ilk geçen bünye için; sürücü yok, Bilgisayarım yok, arayüz değişik, tüm alışkanlıklar yerle bir olmuş, exe mantığı yok, hatta uzantı sistemi yok, program kurmak, depo eklemek, bilgisayarı güncelleştirmek, antivirüs’e gerek yok (nasıl yani?) gibi gibi binlerce sorunun ayrı ayrı yerlerden sabırla araştırarak cevabını öğrenip Level 2′ye geçebilmiştim.
Şimdi ise verdiğim bağlantıdaki PDF dosyası 8 sayfada Linux’a ilk başladığınızda ilk merak edebileceğiniz soruları basit olarak cevaplıyor. Gerçekten güzel bir çalışma. Bunu Pardus‘un, Ubuntu‘nun resmi siteleri de yapmalı. Misal henüz çok yeni olduğum zamanlarda wireless kartımla ilgili bir soruma “lspci çıktısını yolla” şeklinde bir cevap gelmişti. Lspci?, çıktı?… :’(
Yeni başlayan arkadaşlar özellikle Ubuntu ile başlıyorlarsa resmi Ubuntu forumunun “Acemiler İçin” bölümü de çok işinize yarayacaktır. Aynı şekilde Pardus ile başlıyorsanız Özgürlük için sitesinin İlk Adımlar bölümü işinizi görecektir. Bir süre oralarda takılın, sistemi tanıyın. Pes etmeyin, gün gün yeni şeyler öğrendiğinizi, sisteme hükmettiğinizi ve kendinizi geliştirdiğinizi göreceksiniz.
Aylardır basit fotoğraf işlemleri için kah Gimp, kah Picnik, kah Picasa gibi uygulamalar kullanıyorum. Yaptığım şey çok basit. Öncelikle fotoğrafları kesiyorum (Crop). Daha sonra boyutlandırıyorum (Resize). Bu tabi bloga yollayacağım ya da Friendfeed gibi yerlerde paylaşacağım zaman geçerli. Özetle fotoğraf üzerinde herhangi bir düzenleme yapmıyorum. Sadece Crop ve Resize.
Gimp bu iş için fazla yavaş. Picnik desen upload et, düzenle, download et filan uğraşmaya değmez. Picasa ise gördüğüm kadarıyla sadece kesmeye izin veriyor. Yeniden boyutlama işlemini bulamadım. Keza Ubuntu’nun Görüntü Göstericisi, Viewnoir, F-spot filan derken hepsinin sadece kesme işlemini yaptığını, boyutlama işlemini yapamadığını fark ettim (ya da bulamamış da olabilirim?)
Neyse depolarda dolaşırken bugün gThumb diye basit bir fotoğraf göstericisi buldum. En temel fotoğraf işleme işlemlerini bünyesinde barındırıyor. Anında favorim oldu. Hem fotoları açış hızı gayet güzel, hem de çok basit bir arayüz içinde kesme, boyutlandırma, kırmızı göz giderme gibi fonksiyonların yanında siyah beyaz, soldur, negatif gibi efektler de uygulayabiliyor. Ayrıca kontrast ve renk ayarı da yapabiliyorsunuz. Özetle montaj ve profesyonel olarak ciddi bir çalışma işine girmeyecekseniz her türlü işinizi görecek minik bir program. Depolardan kurulabiliyor.
Eğer işlemleriniz bu minik canavarı aşacak düzeydeyse ikinci alternatifimiz Gimp’e başvurmak oluyor. Yeni 2.7.1 versiyonu ile tasarımda yenilenmeye gidip, tek pencere dönemine geçeceklermiş. İlerleyen günlerde indirilmeye sunulacak. Çok umutluyum bu yeni tasarımdan.
Henüz Tuxweet‘i duymamış Linux kullanıcısı var mıdır bilemiyorum ama varsa acilinden üye olup organizasyona dahil olması gerektiğini düşünüyorum. Linux Kullanıcıları Derneği tarafından yönetilen sistem açık kaynak mikroblog uygulaması olan Sharetronix altyapısını kullanıyor.
Özetle Linux için Twitter diyebileceğimiz sistemde karakter sınırı olmaksızın yazı, resim, video ve linklerimizi paylaşabiliyoruz. Ayrıca RSS’den veri çekebildiği için bloglarımızı ya da diğer RSS kaynaklarımızı dahil ederek kendi online kimliğimizi oluşturabiliyoruz. Bu bakımdan bir Friendfeed bile diyebiliriz. Elbette birbirimizin gönderilerini takip etme, yorum yazma gibi seçenekler de mevcut.
Tuxweet üzerinden beni takip etmek isteyenler için profil adresim
Eğer siz de videoları buffer etmekten sıkıldıysanız ve onları her seferinde yüklenmesini beklemek yerine bilgisayarınıza indirip çevirimdışı da izlemek istiyorsanız ve elbette Linux kullanıyorsanız ihtiyacınız olan programın adı DamnVid.
DamnVid sizin için en popüler onlarca video izleme sitesinden videoları indiriyor ve dilerseniz convert ediyor.
DamnVid’in ayrıca kendi tarayıcısında video arayıp, direk indirme özelliği var ki Youtube’den video izlemek için ideal bir yöntem.
DamnVid uygulamasını yüklemek için şu adımları izleyin.
sudo add-apt-repository ppa:damnvid/ppa
sudo apt-get update
sudo apt-get install damnvid python-gdata
Yükledikten sonra uygulamaya “Uygulamalar” > “Ses ve Video” bölümünden ulaşabilirsiniz.
Kaynak: OmgUbuntu
Eğer bir Gnome kullanıcısıysanız ve Gnome’un standart menü panelinden sıkıldıysanız elinizde birçok alternatif mevcut. Ben burada en güzel 3 tanesini paylaşacağım.
GnoMenu tema desteği olan, tamamen fonksiyonel bir menüdür. Ayrıca Gnome-Panel, Avant-Window-Navigator, Cairo-Dock, XfApplet, Kde Plasma gibi uygulamalar tarafından desteklenir. Ubuntu 9.10 ve 10.04 kullanıcıları yüklemek için şu adımları izlemelidir.[*]
sudo add-apt-repository ppa:gnomenu-team/ppa
sudo apt-get update
sudo apt-get install gnomenu
Yükleme işlemi bittikten sonra menü panelini, herhangi bir panelinize sağ tıklayıp “Panele Ekle” diyerek listeden GnoMenu uygulamasını bulup panelinize eklemelisiniz. Dilerseniz orjinal Gnome Panelin yerine de kullanabilirsiniz.
“Gnome masaüstü için basit menü ve çalıştırıcı.” Resimlere bakacak olursak aralarındaki en başarılı uygulama bu olsa gerek. Lakin ben Ubuntu 10.04 sürüme yüklemeyi başarsam da panele eklemeye başaramadım. Ama siz yine de uygulamaya bir şans tanıyın.
USP, tamamen özelleştirilebilir arayüzü ile tek pencerede kolay ve kullanışlı bir erişilebilirlik sunuyor. Uygulama ayrıca tema ve eklentilerle tamamen size özel bir hale getirilebilir. Tasarımı tamamen hızlı erişilebilirlik için özelleşmiş uygulama Ubuntu 9.10 ve 10.04 kullanıcıları için şöyle yükleniyor.[*]
Bu da benim favorim. Linux Mint kullandığım dönemde en çok menü paneline hayran kalmıştım. Kategorize şekilde sıralanmış sık kullanılan uygulamalar dışında tüm uygulamalar arası geçiş harika. Ayrıca ctrl + windows kısayolu ile çalıştırılabiliyor. Yüklemek için şu adımları uygulayın.[*]
wget http://packages.linuxmint.com/pool/main/m/mintmenu/mintmenu_4.9.9_all.deb
wget http://packages.linuxmint.com/pool/main/m/mint-common/mint-common_1.0.5_all.deb
wget http://packages.linuxmint.com/pool/main/m/mint-translations/mint-translations_2010.05.14_all.deb
sudo dpkg -i *.deb
sudo apt-get install -f
Oyunlar platformdan bağımsız olsa da (yani hem Linux’a, hem Windows’a hem de Macintosh’a yüklenebiliyor) bu tarz düşük grafikli (hatta 2d) ama oynaması zevkli, zekice oyunlar Linux’a has olduğundan ve elbette haberin orijinal kaynağı böyle uygun gördüğünden ben de bu başlığı attım.
Yaklaşık 5 sün sonra sona erecek kampanya ile toplamda 80$ eden 5 adet başından kalkamayacağınız şirin oyuna gönlünüzden ne koparsa verip sahip oluyorsunuz. Oyunlar şöyle:
Bir oyun özürlüsü olarak aralarından sadece World of Goo’yu duymuştum ve demosunu oynamıştım. Bir arkadaşım oyun ilk çıktığında buna benzer bir sistem ile ne kadar verirsen ver oyunun orijinal lisansına sahip olduğunu söylemişti de kaçırdığıma çok üzülmüştüm. Şimdi sadece World of Goo için bile bu işe girebilirdim -ki yanında 4 oyun daha veriyorlar. Bence kaçırılmaması gereken bir fırsat.
Sistem şöyle işliyor. Paypal, Amazon ya da Google Checkout hesabınız varsa, bu hesaplarınızdan biri ile şu adrese dilediğiniz rakamı yazıyorsunuz. E posta adresinizi doğru yazmanız gerekiyor çünkü oyunları indireceğiniz adres e postanıza yollanıyor. Çok hızlı bir şekilde tüm bu oyunları dilediğiniz platform için dilediğiniz süre boyunca indirip oynayabilirsiniz. Benim oyunla işim olmaz diyorsanız, bir arkadaşınıza hediye olarak da yollayabilirsiniz. Unutmamanız gereken şey, ödediğiniz para doğrudan hayır kurumlarına ya da oyunu geliştiren ekibe gidiyor. Bunun oranlarını seçebiliyorsunuz.
Biraz da rakamlardan bahsetmek gerekirse; ben bu yazıyı yazarken 50.819 kişi bu 5 oyunu satın almış. Ortalama 7.92$ ödenmiş (tabi siz 1$ bile ödeyebilirsiniz). Toplamda 402,264$ birikmiş. En fazla parayı ödeyen hayırsever 500$ ödemiş.
Özetle kaçırılmaması gereken, sadece destek olmak için bile girilmesi gereken bir kampanya olmuş. Bence bu 5 oyundan illaki biri sizin ilginizi çekecektir ve ödediğiniz miktarın hakkını verecektir. Ben en azından World of Goo oyununun kendi adıma bunu başaracağını düşünüyorum. Diğerlerini henüz denemedim. Tekrar altını çizmekte yarar var. Oyunlara ödediğiniz para ile hem Linux, hem Windows hem de Macintosh platformları için olan kurulum dosyalarını sınırsız süre boyunca indirebiliyorsunuz.
İtiraf etmeliyim ki 29 Nisan’a kadar Pardus kullanacağım, yeni Ubuntu’nun kararlı sürümüne kadar Pardus’u deneyimleyeceğim diyerek verdiğim sözü tutamadım. Önce aklımı Ubuntu tabanlı Linux Mint çeldi. İki gün öncesine kadar onu kullandıktan sonra Ubuntu 10.04′ün Beta1 sürümünün çıktığını öğrenip bir kez daha yan çizdim ve dayanamayıp yükledim.
Yeni Ubuntu’nun merakımı cezbetmesinin iki sebebi vardı. Birincisi aylardır konuşulan 10 saniyelik açılış süresi idi. Canonical tee 9.10 sürümü çıkmadan, 10.04 sürümünde hedeflerinin 10 saniye olduğunu açıklamıştı. O zamandan beri bu sürüme büyük sempati besliyorum. Şuradan indirip kurabilirsiniz.
Henüz Beta1 olmasından ötürü tam stabil bir sistem olduğu söylenemez. Benim makinemde arada bir ekran kendi kendine kapanıyor ve hiçbir şekilde geri getiremiyorum. Mecburen reset atmak zorunda kalıyorum. Onun dışında sistem iki kere erör verip açılmayı reddettiği için birkaç saat içinde 3 kez tam kurulum yaptım. Neyseki tek kurulum 10 dakika filan sürüyor. Hatta kurulum yaparken neredeyse zevk alıyorum.
Ayrıntılara inmek gerekirse, kronometre ile yaptığım ölçümlerde sistemin 21 saniyede açıldığını keşfettim. Bu aynı makinede bir süre sonra dakikalar içinde açılmaya başlayan Windows’lara ve yine aynı makinede 27 saniyede açılan 9.10′a göre gayet başarılı bir rakam. Lakin henüz hedeflerinden hayli uzaklar.
Bunun dışında Ubuntu ilk kez ekran kartımın driverını otomatik yükleyerek beni sevindirdi. Artık başlangıçta kurmam gereken driver sayısı bire düştü: Wireless. Aslında bu can sıkıcı bir konu çünkü ilk kez sistemi kurduğumda kablo ile internete girmeden kablosuz internete giremiyorum. Gelecekte hatta belki kararlı sürümde bunu da aşarlar umarım.
Öte yandan tasarımsal devrimden de bahsetmek gerek. Devrim diyorum çünkü Ubuntu bu sürümde ilk kez pencere ikonlarını sağ üst köşeden sol üst köşeye aldı. Bir nevi Macintosh tasarımına daha da yaklaşıldı böylece. Yalnız sorun şu ki tüm Ubuntu uygulamalarının ve yüklü gelen Firefox gibi harici uygulamaların ikonları solda iken, sonradan yüklediğimiz uygulamaların; örneğin Google Chrome’un ikonları sağda. Zaten içgüdüsel olarak imleç hep sağa gidiyor. Sola alışsak bile bazı programların ikonları solda, bazılarınki sağda olacak. Canonical’ın neden böyle bir değişiklik yaptığını merak ediyorum. Bu bana kendini Linux camiasından soyutlama ve tekelleşmeye çalışma olarak geliyor. Üreticilere kendilerine özel program yazmaya teşvik etme gibi.
Son olarak yeni Ubuntu’da iki önemli değişiklik olacak. Birincisi Ubuntu’nun resmi arama motoru artık Yahoo olacak. İkinci olarak da bu sürümden itibaren Ubuntu’da Gimp uygulaması ön tanımlı gelmeyecek. Bu karar mecburi olarak verilse de (şişen sistem boyutunu bir şekilde cd’ye sığdırabilmek için bazı programlardan feragat ediyorlar. Şurada bahsetmiştim) Linux camiasını ikiye bölen bir karar oldu. Belki ilerde fikirlerini değiştirebilirler ama bunun Gimp’in gelişimini etkileyeceği kesin.
Sonuç olarak yeni Ubuntu hakkında henüz bir kanıya varmak için erken, en azından rc sürümünü beklemekte fayda var. Dediğim gibi kararlı sürüm 29 Nisan’da çıkacak. Tüm takvime şuradan bakabilirsiniz.
Linux zaten fazlasıyla kişiye özel olsa da burada kast ettiğim şey farklı. Herhangi bir Linux dağıtımı kullananlar bilecektir, sistemi yüklediğinizde içinde her türlü ihtiyaç düşünülerek konulmuş onlarca program kurulu gelir. Daha sonra bunları kaldırabilirsiniz elbette ama bu çok fazla uğraş demektir.
İşte bu ihtiyaç düşünülerek oluşturulmuş başarılı bir servis olan Reconstructor.org sitesini Pcnet Şubat sayısında fark ettim ve hemen denedim. Sistem özetle Ubuntu veya Debian tabanlı (ki Ubuntu zaten Debian tabanlıdır) tamamen kendinizin belirlediği özellikleri ve programları içeren bir sistem oluşturuyor. Oluşturma aşaması sunduğu yüzlerce depodan ötürü biraz zahmetli olsa da ödülü büyük. Teker teker neleri istediğinizi seçtikten sonra size hangi formatta imaj istediğinizi soruyor. iso, Vmware gibi popüler formatlarda dosyanızı indirerek tamamen size özgü Linux dağıtımınıza erişmiş oluyorsunuz.
Benim de 2010′un başından beri kullandığım Pardus hakkında bir süredir yazı yazmak istiyordum. Beşinci yaşını kutladığını öğrenince yazıyı biraz erkene alıp, iyiki doğdun yapalım istedim. Daha önceki kısa süreli Pardus denemelerime nazaran bu sefer Ubuntu’nun yeni 10.04 sürümüne kadar (29 Nisan’da release olacağı açıklandı. 27 Nisan’da doğmuş olan bana süper doğum günü hediyesi olacak) Pardus kullanarak hem KDE ile aramı yapmak hem de Pardus’u biraz deneyimlemek istemiştim.
Daha önce 3 sistemli denemelerimde (Windows-Ubuntu-Pardus) Pardus hep Grub’da en son seçtiğim işletim sistemi olmuştu. Ben şu Linus’un “Sadece aptallar sever” dediği Gnome severim. Ortalama bir bilgisayar kullanıcısı olarak şimdiye kadar Gnome ile isteyip de yapamadığım bir şey olmadı, öte yandan kullanım kolaylığına ve sadeliğine hayran kaldım. Bu benim açımdan bir tarz meselesi değil. Pardus harika bir arayüze sahip, üstelik dilediğimiz gibi özelleştirebiliyoruz. Windows ile kıyaslarsam, kesinlikle Pardus’un daha şeker ve kullanıcı dostu olduğunu söyleyebilirim (tabi alışkanlıkları bir kenara bırakmak şartıyla). Ama yine de Ubuntu’nun bomboş arayüzünden ve bir bakıma gerçekten kullanıcıyı aptal yerine koyan sisteminden daha iyi değil bana kalırsa. Aslında Linus gibi biri için sadelikten çok performansa ya da özelliklere bakılması mantıklı olabilir ama son kullanıcı açısından bunun o kadar da önemli olduğunu sanmıyorum. Neyse, konumuz Pardus.
Arada geçen sürede Pardus üzerinde birkaç gülünç zorluklar yaşadım ve Özgürlük İçin sitesi başta olmak üzere Google ve elbette Friendfeed üzerindeki Linux severlerin yardımlarıyla hali hazırda kendi düzenimi sağlamış ve iyiden iyiye Pardus’a alışmış bulunuyorum. Üstelik bu geçiş benim için bir dönüm noktasını işaret ediyor çünkü kariyerimde ilk kez Windows yüklü olmayan bir bilgisayara sahibim. Bundan önce tüm işlerimi Ubuntu ile halletsem de Windows’da kendine ayrılan hard diskte sessizce ağlıyordu. Maalesef Nisan sonunda hatta daha bile erken bir zamanda Windows’u tekrar kurmak zorunda kalıcam çünkü sevgili üniversitemin web sitesi sadece Internet Explorer ile uzaktan kayıt imkanı veriyor ve bölümüm gereği Autocad gibi programlar üzerinde çalışmam gerek. Ama mecbur kalmadıkça Linux kullanacağım, söz.
Hazır konusu açılmışken Pardus vs. Ubuntu karşılaştırması hakkında da kendi fikirlerimi sunmak isterim. Öncelikle Pardus gibi bir projenin geliştirilmesinden çok memnunum ve her şekilde destekliyorum. Bir şekilde Pardus’un ulusal işletim sistemimiz olarak lanse edilmesinden rahatsızlık duyanlar olsa da (sanırım Linux çekirdeği kullandığından ötürü böyle düşünüyorlar) ben bu kadar katı düşünmüyorum. Pardus Türk programcılar tarafından geliştirilen ve güvenle kullanabileceğimiz, eli yüzü düzgün, gururla tavsiye edebildiğim belki de tek sistem bu yüzden ülke çapında yaygınlaşmasında bir sakınca yok.
Geçenlerde Microsoft Türkiye Genel Başkanı Çağlayan Arkan korsan yazılımın ülkemize 20 milyar dolar kaybettirdiğinden bahsetti (korsan kullanımdan dolayı bilişim firmalarının ülkemize yatırım yapmadığını söyledi). Bu iddia çokça tartışıldı. Ortaya atılan fikirlerden en ilginci, şayet Microsoft korsan kullanımı tamamen engelleyebilse ve insanlara “Windows kullanmak istiyorsanız 200$cığınızı rica edeyim” dese acaba kaçı bu parayı öder ve kaçı Linux dağıtımlarından birine geçer? Çok heyecan verici bir konu bana kalırsa ve Linux’a geçecek insan sayısının çok çok fazla olacağını düşünüyorum. Bu bakımdan korsan yazılım dolaylı yoldan Linux’u etkiliyor diyebiliriz.
Şimdi ne alaka diyeceksiniz, şöyle kuracağım bağlantıyı. Bugün son kullanıcı dediğimiz kesim çoğunlukla bilgisayarı Facebook, Msn ve bilimum internet sörfü için, müzik dinlemek, film seyretmek ve ofis programları için kullanan insanlar ki bana göre dünya bilişim nüfusunun %90ını bu insanalar oluşturuyordur. İşte bu insanlar, yani korsan Windows kullanan, orjinal Windows kullansa bile bir kere bile Microsoft’dan teknik destek almayan, en ufak bir aksilikte format atan (attıran), bilgisayarını ona sunulduğu haliyle kullanan insanlar aslında Linux kullansalar hayatlarında ciddi bir değişiklik yaşamayacaklar. Çünkü bu kadar kısıtlı kullanıma Linux daha iyi cevap veriyor.
Korsan kullanımı saymazsak, orjinal bir Windows, orjinal Microsoft Office ve güvenlik için profesyonel yazılımlar, her türlü ihtiyaç için ek programlar filan derken Windows’u kendimiz için kullanışlı hale getirmek biraz zaman alırken Linux sürümleri çoğunlukla bir kullanıcının ihtiyaç duyabileceği her türlü programla yüklü gelir. Mesela Microsoft Office kadar gelişmiş OpenOffice, Photoshop kadar gelişmiş Gimp, Internet Explorer’dan daha gelişmiş Firefox, cd yakma, müzik dinleme, film seyretme derken onlarca açık kaynak program emrinize amade. Pardus açısından bakacak olursak, benim şimdiye kadar kullandığım en dolu dolu dağıtım Pardus diyebilirim. İçinde her kategoriden ikişer üçer program mevcut.
Yine uzun yazı oldu ama anafikiri bana öğretildiği üzere son paragrafta bağlayayım. Pardus, özellikle devlet kuruluşları açısından bulunmaz bir nimet. Örneğin bizim üniversitede projeksiyon derslerinde kullandığımız, içinde içler acısı bir şekilde Windows Xp yüklü, virüslü mirüslü bir bilgisayar var. Tek işi ofis dosyalarını çalıştırmak. Bu işi Pardus’da yapabilir. Boşuna lisans parası ödemeye gerek yok. Ama son kullanıcı açısından bakarsak, Pardus o kadar da doğru olmayabilir. Belki yeni başlayanlar için Ubuntu daha uygundur. Genelde Türkçe desteğinden ötürü Pardus tavsiye ederler ama ben uygulama desteği açısından ve elbette Gnome faktöründen ötürü yeni başlayanlara Ubuntu öneriyorum. Neredeyse her uygulamanın dep uzantılı desteği var ve Ubuntu’nun resmi Türkçe sitesi gayet kullanışlı. Ubuntu ile en temel işlemlerinizi hallettikten sonra Pardus’u deneyimleyebilir ve Gnome vs. KDE testini kendinize yapabilirsiniz. Arch Linux’a kadar yolu var bunun.
Bu uzuun yazıyı bitirirken (yine kimse okumayacak galiba) Pardus’un doğum gününü en içten dileklerimle kutluyorum ve kendi çapımda bu yazıyı yazarak basit bir hediye verdiğimi sanıyorum.

Kategoriler
Etiket Bulutları
Blog RSS
Yorum RSS
Son 50 Yazı
Geri
Boş
Yaşam
Yeryüzü
Rüzgar
Su
Ateş
Işık « Varsayılan