<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Deniz ATMACA</title>
	<atom:link href="http://denizatm.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://denizatm.com</link>
	<description>Ben blogcuyum dedim dedim bana inanmadınız bak noldu şimdi?</description>
	<lastBuildDate>Fri, 16 Mar 2012 09:56:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.2</generator>
		<item>
		<title>Ücretsiz Autocad</title>
		<link>http://denizatm.com/yazilim-inceleme/ucretsiz-autocad/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=ucretsiz-autocad</link>
		<comments>http://denizatm.com/yazilim-inceleme/ucretsiz-autocad/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 16 Mar 2012 09:56:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Deniz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılım]]></category>
		<category><![CDATA[autocad]]></category>
		<category><![CDATA[autodesk]]></category>
		<category><![CDATA[dassault systemes]]></category>
		<category><![CDATA[draftsight]]></category>
		<category><![CDATA[solidworks]]></category>
		<category><![CDATA[student]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://denizatm.com/?p=70</guid>
		<description><![CDATA[Geçen yıl buhar kazanları ile ilgili tam günlük bir eğitime katıldım. Eğitim makine mühendisliği öğrencilerine yönelikti, normalde paralıydı. Çok iyi ağırlandık, harika bir eğitim aldık. Peki gerçekte amaç neydi? Zaten kısıtlı sayıda var olan buhar kazanlar üzerine iş yapan diğer işletmeler arasında 1-0 öne geçmek. Düşünsenize, etkinliğe katılan herkes birkaç sene içerisinde mühendis olup bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Geçen yıl buhar kazanları ile ilgili tam günlük bir eğitime katıldım. Eğitim makine mühendisliği öğrencilerine yönelikti, normalde paralıydı. Çok iyi ağırlandık, harika bir eğitim aldık. Peki gerçekte amaç neydi? Zaten kısıtlı sayıda var olan buhar kazanlar üzerine iş yapan diğer işletmeler arasında 1-0 öne geçmek. Düşünsenize, etkinliğe katılan herkes birkaç sene içerisinde mühendis olup bir yerlerde çalışmaya başlayacaklar ve günün birinde çalıştıkları yer buhar kazanları ile ilgili bir şeye ihtiyaç duyarsa, söz konusu mühendisimizin aşina olduğu tek bir buhar kazanı firması olacak.</p>
<p>Birçok firma öğrencileri henüz öğrenciyken kafalamanın önemini fark etmiş durumda. Çünkü şimdi olmasa da seneler sonra o kişi sizin en büyük müşteriniz olabilir. Bunu en iyi uygulayan firmalardan biri de ünlü <strong>Autocad</strong> yazılımının geliştiricisi <strong>Autodesk</strong> firması. Neredeyse geliştirdiği tüm yazılımların Student Edition adı altında ücretsiz ve kısıtlı bir versiyonu bulunuyor. Bunlara yüzlerce dolarlık Autocad de dahil. Tüm ücretsiz Autodesk yazılımlarına <a title="Ücretsiz Autodesk Yazılımları" href="http://students.autodesk.com/?nd=download_center" target="_blank">şuradan </a>ulaşabilirsiniz.</p>
<p>Autocad Student Edition özelinden konuşursak, kendisi ücretli versiyonun sahip olduğu tüm özelliklere sahip. Tüm fonksiyonları ile birlikte birebir aynısı. Sadece dil desteği yok ki Autocad&#8217;in Türkçe sürümü olmadığından bu zaten bizim için bir şey ifade etmiyor. İkinci ve en büyük kısıtlaması, Autocad Student Edition ile kaydedilen <strong>.dwg</strong> dosyaları sadece bir başka student edition yazılımında açılabiliyor. Yani profesyonel Autocad sürümünde kaydettiğiniz çalışmalar açılmıyor. Bu ciddi bir kısıtlama, ama aşmanın yöntemleri mevcut.</p>
<p>Ve son kısıtlama elbette bu sürümü sadece öğrenciyseniz kendi ev bilgisayarınızda, çalışma amaçlı kullanabiliyorsunuz. Ticari amaçlarla veya okulda bilgisayar laboratuvarlarında ücretsiz versiyonu kullanamıyorsunuz. Programı indirip kurmak da oldukça basit. Yukarıda verdiğim linkten Autocad için &#8220;Download Now&#8221; deyip üyelik bilgilerinizi girmeniz gerekiyor. Tabi önceden üye olmanız da gerekiyor. Daha sonra e postanıza lisans numarası gönderiliyor ve bunu girdiğinizde son model Autocad&#8217;i ücretiz bir şekilde kullanmaya başlıyorsunuz.</p>
<p>Şimdi düşünelim. Autodesk&#8217;in yaptığını yukarıda ilk paragraftaki örnek ile birleştirelim. Autocad Student Edition&#8217;u kullanan öğrenciler, ileride mühendis olacak, belki firma kuracak, belki de firmaların yazılım ihtiyacında karar verici olarak rol alacak kişilerdir. Sen onlara henüz öğrenciyken, yazılımını öğrenme şansı verirsen 1-0 öne geçmişsin demektir. Diğer firmalar benzer yazılımları için öğrencilerden 100$ istersen Autodesk&#8217;in yaptığı gerçekten takdire şayan bir davranış.</p>
<p>Son olarak Autocad&#8217;de çizdiğiniz bir çizimin çıktısını filan almak isterseniz izlemeniz gereken yöntem şudur. <strong>Dassault Systemes</strong> firmasının ücretsiz Autocad benzeri <strong>Draftsight</strong> uygulaması kurup çiziminizi burada açtıktan sonra farklı kaydet diyerek profesyonel Autocad versiyonuna döndürebilirsiniz. Bu arada Draftsight&#8217;da ücretsiz mühendislik yazılımlarının saygı değer bir üyesidir, belki onun hakkında da bir yazı yazmak gerekebilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://denizatm.com/yazilim-inceleme/ucretsiz-autocad/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dropbox Alanınızı Artırmanın 3 Yolu</title>
		<link>http://denizatm.com/internet/dropbox-alaninizi-artirmanin-3-yolu-3/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=dropbox-alaninizi-artirmanin-3-yolu-3</link>
		<comments>http://denizatm.com/internet/dropbox-alaninizi-artirmanin-3-yolu-3/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Jan 2012 22:17:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Deniz</dc:creator>
				<category><![CDATA[İnternet]]></category>
		<category><![CDATA[dropbox]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://denizatm.com/?p=44</guid>
		<description><![CDATA[Dropbox harika bir servis. Online depolama deyince akla gelen ilk servis belki de. Ücretsiz olarak 2 GB alan veriyor. Linux, Windows, Mac ve hatta akıllı cep telefonunuzda bile çalışıyor. Kesinlikle güvenilir. Ayrıca dosya upload limiti yok. Örneğin 2 GB alanınız varsa, tek seferde 2 GB’lık dosya upload edebilirsiniz. Tabi bu programı üzerinden geçerli. Web üzerinden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Dropbox harika bir servis. Online depolama deyince akla gelen ilk servis belki de. Ücretsiz olarak 2 GB alan veriyor. Linux, Windows, Mac ve hatta akıllı cep telefonunuzda bile çalışıyor. Kesinlikle güvenilir. Ayrıca dosya upload limiti yok. Örneğin 2 GB alanınız varsa, tek seferde 2 GB’lık dosya upload edebilirsiniz. Tabi bu programı üzerinden geçerli. Web üzerinden upload ediyorsanız 300 MB dosya limitiniz mevcut. Eğer Dropbox hesabınız yoksa ve kayıt olmak isterseniz birinin ya da benim referansımı kullanmanızı öneririm. Çünkü eğer referanssız bir şekilde kayıt olursanız 2 GB alan sahibi oluyorken, referans ile üye olursanız +250 MB daha alan ederseniz. Elbette hem siz hem de referansın sahibi 250 MB daha alan kazanır. Eğer benim referansım ile üye olmak isterseniz<a href="http://db.tt/MekEilI">şurayı</a>, normal üye olmak isterseniz <a href="https://www.dropbox.com/register">şurayı</a> ziyaret edin. Benim bu yazıda anlatmak istediğim, ücretsiz bir şekilde Dropbox alanınızı artırmanın 3 basit yolu.</div>
<div></div>
<div><strong>Dropbox Turunu Tamamlayarak 250 MB Kazanın</strong></div>
<div>İlk kez Dropbox hesabı açtığınızda beklemeden 250 MB alan kazanabilirsiniz. Bunun için <a href="https://www.dropbox.com/gs">https://www.dropbox.com/gs</a> girerek turu tamamlamanız gerekmekte.</div>
<div>1) Dropbox turuna çıkın</div>
<div>2) Dropbox programını bilgisayarınıza yükleyin (ve hesabınıza giriş yapın)</div>
<div>3) Birkaç dosya yedekleyin.</div>
<div>4) Kullandığınız diğer bilgisayarada da Dropbox kullanın.</div>
<div>5) Arkadaşlarınız ile dosya paylaşın.</div>
<div>6) Arkadaşlarınızı Dropbox’a davet edin.</div>
<div>7) Cep telefonunuza Dropbox yükleyin.</div>
<div><img class="aligncenter" src="https://lh5.googleusercontent.com/BHP2oacuEKrA57tqlNvoLIFEWgreojFqaW-xstTVZtW4_e1yC58QxBnkMQ97_Bjo6xcUwmw90fYMIiXNGvhM8lJIZbGGHr4ccnsNVSE2_p4ok6OqWMc" alt="" width="495" height="291" /></div>
<div></div>
<div>Bu yönergelerden en az 5 tanesini yapınca Dropbox size +250 MB alan veriyor. Sosyal Ağlara Bağlanarak Ek Depolama Kazanın Bu Dropbox’ın fazla bilinmeyen bir özelliği. <a href="http://www.dropbox.com/free">http://www.dropbox.com/free</a>adresindeki sosyal ağ entegrelerini kullanarak her birinden 128 MB ek alan elde edebilirsiniz. Burada:</div>
<ul>
<li>Twitter hesabınızı Dropbox ile bağlayın.</li>
<li>Facebook hesabınızı Dropbox ile bağlayın.</li>
<li>Twitter’da @Dropbox hesabını takip edin.</li>
<li>Dropbox hakkında Twitter mesajı atın.</li>
<li>Dropbox’u neden sevdiğinizle ilgili bir cümlelik feedback yazın.<img class="aligncenter" src="https://lh6.googleusercontent.com/0A10f1TuNN7Y4TTWLM1lF28eIZJgG0LwSipOXn_9DaBm_1jyhFIVez--x2Eej0FScC8vSTJMZlcHRDjpqglowSM0Az44R5naF1V1G-jxaDQdzwoRqhM" alt="" width="440" height="722" /></li>
</ul>
<div>Tüm bunları yaptığınızda 5*128=640 MB alan kazanıyorsunuz. Arkadaşlarınızı Davet Ederek 8 GB’a Kadar Depolama Kazanın Dropbox mantığı basit. 2 GB depolamayı ücretsiz veriyor. Davet ettiğiniz kişi başına da 250 MB veriyor. Ama davet ettiğiniz kişilerden en fazla 8 GB kazanabiliyorsunuz. Yani basit bir hesapla 32 kişi davet etseniz limite ulaşıyorsunuz. Böylece yukarıdaki 2 yöntemi saymazsak 10 GB temiz ücretsiz ve ilelebet sizin olacak depolama alanına sahip oluyorsunuz. Bunun için <a href="http://www.dropbox.com/referrals">dropbox.com/referrals</a> adresine giderek Twitter mesajı atabilir, mail adresinizde bulunun kişilere topluca davetiye gönderebilir ya da referans kodunu seçerek arkadaşlarınıza yollayabilirsiniz. Unutmamanız gereken şey şu. Arkadaşlarınızın sadece üyelik açması yetmez. Aynı zamanda Dropbox programını yükleyerek giriş yapmaları da gerekmektedir. Ondan sonra yukarıda dediğim gibi siz ve arkadaşınız ikiniz de 250 MB ekstra alan kazanacaksınız.<img class="aligncenter" src="https://lh5.googleusercontent.com/W03G9LgQKTnTcw80BVqE1ID8tIFeorSWc4MXLlYffVnIJcqw831zv6Qa_dRL05x9uYschiNJgIEYPUSZJu0ZWlM0IsAilueqwH4pZDDLm9oIEYXdJPQ" alt="" width="495" height="293" /> Bahsetmek istediğim son yöntem de öğrencilere özel. Eğer .edu ya da .edu.tr uzantılı bir mail adresine sahipseniz (ya da böyle bir arkadaşınız varsa) <a href="https://www.dropbox.com/edu">www.dropbox.com/edu</a> adresine giderek hesap açabilirsiniz. Ya da hali hazırda Dropbox hesabınız varsa bile ayarlardan mail adresinizi değiştirebilirsiniz. Bir kere mail adresinizi aktive ettikten sonra, her arkadaşınızı davet edişinizde 250 MB değil, 500 MB kazanırsınız. Davet ettiğiniz kişiler 250 MB kazanmaya devam eder ama siz 500 MB’dan 32 kişi davet ederek 8 GB yerine 16 GB depolama elde edersiniz. Üniversite öğrencilerinin aklında bulunsun.</div>
<div></div>
<div></div>
<div></div>
<div>Referans (Fikir ve resimler): <a href="http://maketecheasier.com/3-ways-to-get-free-dropbox-storage-space/2010/11/28">http://maketecheasier.com/3-ways-to-get-free-dropbox-storage-space/2010/11/28</a></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://denizatm.com/internet/dropbox-alaninizi-artirmanin-3-yolu-3/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sleeptracker ile Uyku Veriminizi Ölçün</title>
		<link>http://denizatm.com/donanim-inceleme/sleeptracker-ile-uyku-veriminizi-olcun/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=sleeptracker-ile-uyku-veriminizi-olcun</link>
		<comments>http://denizatm.com/donanim-inceleme/sleeptracker-ile-uyku-veriminizi-olcun/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Jan 2012 21:49:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Deniz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Donanım]]></category>
		<category><![CDATA[neredeyse uyanık an]]></category>
		<category><![CDATA[sleep cycle]]></category>
		<category><![CDATA[Sleeptracker]]></category>
		<category><![CDATA[uyku verimi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://denizatm.com/?p=30</guid>
		<description><![CDATA[Uyku konusunda çok sıkıntılıyım. Gündüz uyuyup gece takılmayı severim. Böyle olunca saçma sapan bir uyku döngüsüne sahip oluyorsunuz ister istemez. Kafamı yastığa koyduğum an uyuyanlardan değilim. En az 2 saatlik rötarım vardır. Eğer bir gün önce sabah geç kalkmışsam o gece erken uyuyamam. Sabahları yataktan kalkmak benim için ölüm gibidir. Özetle verimsiz bir gece uykusunun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Uyku konusunda çok sıkıntılıyım. Gündüz uyuyup gece takılmayı severim. Böyle olunca saçma sapan bir uyku döngüsüne sahip oluyorsunuz ister istemez. Kafamı yastığa koyduğum an uyuyanlardan değilim. En az 2 saatlik rötarım vardır. Eğer bir gün önce sabah geç kalkmışsam o gece erken uyuyamam. Sabahları yataktan kalkmak benim için ölüm gibidir. Özetle verimsiz bir gece uykusunun sonunda çoğu zaman gün içinde kendimi yorgun ve uykulu hissederim. Açıkçası bu güne kadar bunun hakkında hiç düşünme ihtiyacı hissetmedim. Sleeptracker ile tanışana kadar. Sleeptracker bana vaad ettiklerinin ötesinde, uyku ile ilgili başka herhangi bir yerden edinemeyeceğim çok değerli veriler sundu. Ben hem bu verilerden hem de biraz Sleeptracker ve muadillerinden bahsetmek istiyorum. Öncelikle gece boyunca ne yapıyoruz ona bakalım. Gece boyunca sürekli uyuyup uyanıyoruz. Bu, derin uyku ve “Neredeyse Uyanık An” arasında geçen bir döngü. Gece boyunca yaklaşık 20 kere uyanıyoruz ve tekrar uykuya dalıyoruz. Uyku grafiğimiz kalp ritmimiz gibi dalgalı.</div>
<div>İşte bu her uyanma ve tekrar uykuya dalma arasındaki o minicik an bizim aslında uyanmak için en ideal zamanımız oluyor. Yani eğer bir “Neredeyse uyanık an”lardan birinde temelli uyanabilirsek uykumuzu çok güzel bir şekilde almış olarak güne merhaba diyebiliriz. Eğer o anı kaçırırsak, derin uyku esnasında uyanırsak, kendimizi yorgun ve sanki hiç uyumamış gibi hissederiz. Klasik alarmlar biz onları hangi saate kurarsak o saatte bizi uyandırdıkları için hangi anda uyandığımız tamamen tesadüflere kalmış durumda. Bazı günler yataktan inanılmaz rahat kalkmamız, bazı günlerse baş ağrısı ile birlikte kalmak istemememizin sebebi bu işte. <a href="http://www.sleeptracker.com.tr/">Sleeptracker</a> aslında bir kol saati. İçinde bugün akıllı cep telefonlarında olan titreşim algılayıcılardan var. Yaptığı şey gece boyunca bizim neredeyse uyanık olduğumuz anları hafızasına kaydetmesi. Ortlama 20-25 tane uyanık an yakalıyor. Gelişmiş uyku labaratuvarlarına kıyasla %91 gibi tatminkar bir başarısı var. Biz saatimizi örneğin sabah 8′e kurmuş olalım. Sleeptracker bizi 7:30 ile 8:00 arasında, neredeyse uyanık olduğumuz o kısacık anda uyandırıyor. Her gün farklı bir saatte uyanıyorsunuz ama en doğru anda uyanmış oluyorsunuz. Her gün güne dinç bir şekilde merhaba diyorsunuz.<img src="https://lh3.googleusercontent.com/MIl9br6TbfX9vQpEyqaENtaiuJShOqS7TKadT0u1Tx-B2Y_5HlZsrlouQu1jT90JI-OB0slAUFV9iMgOqPEQyzeJfcfndLnqIoYMUr5plgTcBSw6lpQ" alt="" width="400" height="417" /></div>
<div>Doğrusunu söylemek gerekirse Sleeptracker benim uyku verimliliğim açısından fazla yardımcı olmadı. Sadece vehamet derecesinde verimsiz bir uyku uyuduğumu fark ettim. Sleeptrackerin sizi en doğru anda uyandırmasından sonraki en güzel özelliği, gece boyunca ortalama kaç dakika uyuduğunuzu hesaplaması. Yani her bir “Neredeyse uyanık olduğunuz anlar” arasındaki sürelerin aritmetik ortalamasını alarak gece boyunca ortalama kaç dakika uyuduğunuzu hesaplıyor. Örnek vermek gerekirse gece 23:00′da yatmış birinin hemen uykuya daldığını düşünürsek, ilk uyanması 23:20′de, ikinci uyanması 23:50′de olsun. Bu kişi önce 20 dakika, daha sonra ise 30 dakika boyunca uyku modundaydı. Ortalamasını alırsak 25dk uyumuş kabul ediyoruz. İşte Sleeptracker kitapçığında yazan verilere göre yetişkin bir insan 20 ile 35 dakika arası uyumalıymış gece boyunca. Peki bende kaç çıkıyor bu değer. 15 ile 20 arasında.</div>
<div>Bende Sleeptracker’ın Pro modeli var. Hem alarm ile hem titreşim ile uyandırabilme özelliğine sahip. Buna rağmen eğer ortalamam 20′den düşük çıkarsa Sleeptracker’ın titreşimlerini duymuyorum bile. Uyandıramıyor beni. Eğer 21 çıkarsa Sleeptracker beni uyandırmayı başarıyor. Bunu o kadar çok deneyimledim ki artık ilginç gelmiyor ama gece boyu 1 dakika bile fazla uyumuş olsam bu anında etki ediyor. Bu düşük uyku süresi o kadar canımı sıktı ki cihazın bozuk olup olmadığını anlamak için 2 farklı arkadaşıma test ettirdim. Birinde ortalama 29dk, diğerinde 26dk çıktı. Yani tüm bunları şunun için anlattım: Sleeptracker bir mucize aleti değil. Öyle gibi göstermeye çalışıyorlar ama basit bir çalışma mantığı var. Eğer düzensiz bir uyku ritminiz varsa pek işinize yaramayacaktır. Ya da final haftasındaki bir öğrenci gibi “şimdi yatayım 3 saat sonra kalkıp çalışayım” diyorsanız Sleeptracker yine işinize yaramayacaktır. Sleeptracker ancak akşamları aynı saatte yatan ve sabahları aynı saatte kalkan insanlar için ideal bence. Çünkü yatma ve kalkma saatleriniz belliyse uyku verimliliğinin arttığını gördüm. 1 hafta boyunca aynı saatte yatıp kalktığımda uykuda kalma sürelerim ciddi oranda arttı.</div>
<div>Sleeptracker Pro modelinde usb bağlantısı ve bilgisayar yazılımı var. Bu yazılım ile her gün kaydettiğiniz verileri bilgisayarınıza atarak, o gün yatmadan neler yaptığınızı neler yediğinizi kaçta yattığınızı ve sabah nasıl kalktığınızı kaydediyorsunuz. Program size ideal bir yatma/kalkma saati ve yatmadan önce neler yaparsanız daha verimli uyuduğunuz bilgilerini veriyor. Misal yatmadan önce bir şeyler atıştırmak, duş almak, sigara içmek gibi etmenlerin uykunuzu ne şekilde etkilediğini keşfediyorsunuz. Bu bakımdan cihaz çok faydalı. Sleeptracker’ın Türkiye pazarında 300TL gibi bir fiyatı var. Herkes bunu almak istemeyebilir. Eğer hali hazırda Android ya da iPhone telefonlarınız varsa marketlerden yükleyebileceğiniz programlar ile Sleeptracker’ın yaptığı işi deneyimleyebilirsiniz. Android için <a href="https://market.android.com/details?id=com.kosenkov.alarmclock">Smart Alarm</a>, iPhone içinse <a href="http://itunes.apple.com/tr/app/sleep-cycle-alarm-clock/id320606217?mt=8">Sleep Cycle</a> programları, telefonların içindeki titreşim algılayıcıları sayesinde uyku grafiğinizi çıkartarak sizi en doğru zamanda uyandırmaya çalışmaktadırlar. Bu yazılımları güzelliği çok hoş melodiler ile sizi uyandırmaları ve Sleeptracker’ın aksine sadece uyanık olduğunuz anları bulmak yerine tüm uykunuzu analiz ederek ayrıntılı grafik çıkartmaları. Gece boyunca hangi saatte hangi uyku konumunda olduğunuzu, derin uyku moduna geçip geçmediğinizi bu yazılımlar sayesinde bulabilirsiniz. Belki gece boyunca hep hafif uyku uyuyor, derin uyku moduna geçemediğiniz için de verimsiz bir gece geçiriyor olabilirsiniz. 8 saat uyuduktan sonra hala yataktan kalkmak istemeyebilirsiniz oysa 5 saat uyumuş biri sizden daha çok uyumuş olabilir. Unutmadan, bu yazılımları yükledikten sona gece telefonlarınızı yatağın ucuna koymanız gerekmektedir.</div>
<div>Şimdi gelelim benim uyku ile ilgili verilerime. Yukarıda dediğim gibi art arda aynı saatlerde yatıp kalkmak vücudun biyolojik saatini ayarladığı için verimliliği artırıyor. Karanlıkta uyumak kesinlikle daha iyi. Hatta uyku saatlerimizi olabildiğince karanlık saatlere denk getirmeye çalışsak, güneşin doğuşu ile birlikte uyansak süper olurdu. Yatmadan önce ılık bir duş en azından benim uykuma iyi geliyor. Midenin dolu olması hiç iyi değil. Aç olmak da uykuya dalmamı geciktiriyor. En iyisi yatmadan birkaç saat önce bir şeyler atıştırmak.</div>
<div>Çok uyumak iyi değil. Çok uyuduğumuz zaman, sonlara doğru 10 dakikada bir uyandığımı fark ettim. Ne kadar çok uyursam ortalama uyuduğum süre o kadar düşük çıktı. Aksi gibi 4-5 saat uyuduğum zamanlar da yüksek. Her insanın bir optimum uyku süresi vardır (Almanya’da insanlar 7 saat uyuyorlarmış). Kendi ideal uyku sürenizi bulun. Bunu uzun süreler deneme yanılma ile bulabilirsiniz. Olabildiğince o sürede uyumaya çalışın. Ne çok, ne az. Eğer uyku ile ilgili ciddi sıkıntılarınız varsa, bu sosyal ve iş yaşantınızı etkileyecek düzeydeyse bir doktora gidin. Uykunuzu laboratuvarlarda analiz ettirin. Tedavi olun. Bu işi önemseyin. Yetersiz uyku uzun vadede depresyona bile yola açabilir. Güne dinlenmiş başlamak çok önemli. Uyku veriminizi artırmak için denemeler yapın. Yatağınızı değiştirin, yatağınızın konumunu değiştirin. Uyku saatlerinizi, besinlerinizi değiştirin. Sleeptracker için yapılmış güzel bir video inceleme için <a href="http://televidyon.com/p/774/sleeptracker-kafa-kafayada/">tık</a>. iOS uygulaması Sleep Cycle hakkında yazılmış Ekşi Sözlük yazıları için <a href="http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=sleep+cycle+alarm+clock">tık</a>. İYİ UYKULAR</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://denizatm.com/donanim-inceleme/sleeptracker-ile-uyku-veriminizi-olcun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Amazon Kindle 3G İnceleme</title>
		<link>http://denizatm.com/donanim-inceleme/amazon-kindle-3g-inceleme/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=amazon-kindle-3g-inceleme</link>
		<comments>http://denizatm.com/donanim-inceleme/amazon-kindle-3g-inceleme/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Jan 2012 21:32:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Deniz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Donanım]]></category>
		<category><![CDATA[amazon]]></category>
		<category><![CDATA[kindle]]></category>
		<category><![CDATA[mobi]]></category>
		<category><![CDATA[pdf]]></category>
		<category><![CDATA[special offers]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://denizatm.com/?p=26</guid>
		<description><![CDATA[Uzun süredir istediğim Amazon Kindle E-kitap okuyucumu sonunda aldım. Cihaz bana Amerika’ya seyahat eden bir arkadaşım vasıtasıyla ulaştı.  115$’lık Special Offersyani reklamlı versiyonunu aldım. Reklamsız olanı 25$ daha fazla. 25$ için reklam görmeye değer mi derseniz, bence değer. Çünkü reklamlar sizi rahatsız etmeyecek şekilde konumlandırılmış. Cihazı kapattığınızda normalde ekranda çıkan yazar resimleri yerine reklam çıkıyor [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Uzun süredir istediğim Amazon Kindle E-kitap okuyucumu sonunda aldım. Cihaz bana Amerika’ya seyahat eden bir arkadaşım vasıtasıyla ulaştı.  115$’lık <a href="http://www.amazon.com/Kindle-Special-Offers-Wireless-Reader/dp/B004HFS6Z0/ref=sr_1_4?ie=UTF8&amp;qid=1310590142&amp;sr=8-4">Special Offers</a>yani reklamlı versiyonunu aldım. Reklamsız olanı 25$ daha fazla. 25$ için reklam görmeye değer mi derseniz, bence değer. Çünkü reklamlar sizi rahatsız etmeyecek şekilde konumlandırılmış. Cihazı kapattığınızda normalde ekranda çıkan yazar resimleri yerine reklam çıkıyor bir de ana ekranda en altta minik bir bar olarak bir reklam var. Okuma sayfasında herhangi bir reklam bulunmuyor.Reklam örnekleri. Üstte ekran koruyucu, Altta ana ekran modunda iken.<br />
Amazon Kindle ile ilgili gerek Türkçe gerek İngilizce sayısız yoruma ve bilgi kaynağına ulaşabilirsiniz o yüzden inceleme işlemini kısa tutacağım. Çok ayrıntılı Türkçe kaynak isterseniz<a href="http://gofret.wordpress.com/2010/12/18/turkiye%E2%80%99deki-en-kapsamli-e-kitap-okuyucu-arastirmasi-ve-incelemesi/">şu adres</a> işinizi görecektir. Eğer e mürekkep ile ilgili merak ettikleriniz varsa daha önce <a href="http://denizatm.com/2010/teknoloji/elektronik-murekkep-teknolojisi/">şöyle</a> bir yazı yazmıştım.<br />
Özetlemek gerekirse Amazon Kindle elektronik mürekkep kullanan okuma cihazlarının öncüsü ve dünyada en çok satan teknolojik aletlerden biridir. Arka aydınlatması olan LCD ekranlara nazaran elektronik mürekkep ve yansımasız ekran kullanması, arka aydınlatması olmaması, neredeyse basılı bir kitabın kalitesine eşdeğer bir okuma performansı vermektedir. Burada ciddi bir uyarıda bulunayım. Bilgisayar, telefon, iPad gibi LCD ekran kullanan cihazlardan uzun süre döküman okuduğunuzda gözlerinizin bozulma riski vardır. Zaten bir süre sonra odaklanma sorunu yaşarsınız. Kindle sağlık açısından bir sorun teşkil etmez çünkü içinde gerçek mürekkep vardır. Aslında sanıldığı kadar sanal bir cihaz değildir.</p>
<h3><strong>İnternet Performansı</strong></h3>
<p>Kindle’ın okuma performansının harika olduğunu biliyordum, merak ettiğim şey internet performansının nasıl olduğu. Kindle’ın içinde “Menu/Experimental/Web Browser” yolunu takip ederek ulaşacağınız, Webkit tabanlı deneysel bir tarayıcı bulunmakta. Zaten bu yol bize cihazın esas amacının internette gezinmek olmadığını yeterince anlatıyor. Uzatmadan söyleyeyim, Kindle kesinlikle bir sörf cihazı değil. Bunun sebebi de sayfa yüklemesindeki yavaşlık. Örneğin kitap okurken sayfa çevirmek yaklaşık bir saniye alabiliyor çünkü Kindle önce tüm ekranı gri mürekkebe boyayıp daha sonra ekranı temizleyerek sayfayı yüklüyor. Bu işlem kitap okuma aşamasında rahatsız etmiyor ama internet tarayıcısında her bir hareketimizde sayfa tekrar yüklendiğinden belirgin bir yavaşlık sağlıyor. Mecbur kalmadıkça internet tarayıcısı kullanılmaz diyorum yine de zor durumlarda hayat kurtarabilir. Eğer cihazı internette okumakta zorlandığınız uzun makaleleri okumak için almak istiyorsanız bir sonraki yazımda farklı yöntemlerden bahsedeceğim.</p>
<h3><strong>PDF Performansı</strong></h3>
<p>Merak edilen başlıca konulardan biride PDF performansıdır sanırım. Maalesef söylendiği gibi cihazın PDF performansı da internet performansı gibi yerlerde sürünüyor. Kindle kesinlikle PDF okumak için dizayn edilmemiş çünkü ekranı PDF dökümanlara göre çok küçük. Eğer PDF dökümanlar ile çok haşır neşir olacaksanız Kindle DX modeline göz atın. PDF okuma sırasında çok fazla yön değiştirme yaptığımızdan her seferinde sayfa yenilemesi can sıkıcı olmakta. Ayrıca PDF’lerde yazı boyutunu değiştiremediğimizden sadece zoom in yapabiliyoruz bu da sayfadan taşmasına neden oluyor.<br />
Ama hemen ümitsizliğe kapılmayın. Kindle’ın varsayılan olarak kullandığı uzantı .mobi uzantısı ve bir sonraki yazıda anlatacağım Calibre programı ile PDF dosyalarınızı kayıpsız olarak .mobi haline çevirebilirsiniz. Elbette PDF dökümanlarınız resimlerden oluşmuşsa işiniz zor ama metinden oluşmuşsa kolay bir şekilde convert işlemini gerçekleştirebilirsiniz. Yine bu dönüşüm işlemi için Amazon’un ileride değineceğim çok güzel bir uygulaması var.</p>
<h3><strong>Kitap Okuma Performansı</strong></h3>
<p>Geldik can alıcı noktaya. PDF dosyalarımızı .mobi haline getirdik, cihazın içine attık ve okuyoruz. Gerçek kitaba yaklaşabilir mi? <a href="http://denizatm.com/2010/genel/elektronik-kitabi-koklamak/">Kitaba dokunmadan, onu koklamadan</a>okumak nasıl bir duygu? Ben yeniliğe açık bir jenerasyonun mensubu olduğumdan hiç zorluk çekmedim açıkçası. Hatta son zamanlarda çeşitli sebeplerden iyice azalan kitap okuma oranım Kindle ile birlikte inanılmaz arttı. Artık internette gün içinde okuduğum uzun makaleleri Kindle’a atıp yatmadan okuyorum. Bilgisayarımdaki tüm PDF dosyalarını MOBI’ye çevirip Kindle’a attım. Bir kitap boyutunda ve normal kitabın yarısından daha ince ve hafif olan Kindle’ın içinde yüzlerce kitap var. Şimdi her iki türü de yan yana koyup değerlendirelim.</p>
<ol>
<li>Sanal kitaplar baskı, ulaşım, depolama gibi maliyetleri olmadığından daha ucuzdur.</li>
<li>Sanal kitaplar basılı olmadığından çevre dostudur. Ağaç kesilmez.</li>
<li>Bir kitaptan daha hafif ve ince bir cihaz içinde yüzlerce kitap taşıyabilirsiniz. Bunu sadece kitap olarak düşünmeyin. Örneğin bilgisayar programcısı ya da mühendis iseniz yanınızda sürekli işinizle ilgili dökümanları taşımak istersiniz. Kindle biçilmiş kaftan.</li>
<li>Sanal kitaplar içinde arama yapabilirsiniz. Cümlelerin altını çizebilirsiniz. Bilmediğiniz yabancı kelimelerin üzerine gelerek kolay bir şekilde anlamlarına bakabilirsiniz (ing-ing).</li>
<li>Yazı boyutunu büyültüp küçültebilirsiniz.</li>
<li>Oturduğunuz yerden Wireless ile Amazon Store’a bağlanıp, istediğiniz kitabı aratıp, ilk Chapter’ını ücretsiz indirip okursunuz. Beğenirseniz kredi kartı bilgilerinizi yazıp birkaç dakika içinde kitabınızı okumaya başlayabilirsiniz. Yeni kitap satın alıp okumaya başlamak için yerinizden kalkmanıza bile gerek yoktur.</li>
</ol>
<p>Kindle ile ilgili en çok dile getirilen mevzu şudur. Bir kitabı nerede okuyabiliyorsanız, Kindle’ı da orada okuyabilirsiniz. Bunun tersi de geçerlidir. Örneğin karanlıkta bir kitabı okuyamadığınız gibi Kindle’ı da okuyamazsınız (arka aydınlatması olmadığından ötürü). Ya da kumsalda LCD ekranlar aşırı parlama yaptığından neredeyse bir şey görmek imkansızken Kindle ekranı parlama yapmaz ve bir basılı kitap kalitesinde kitap okuyabilirsiniz. Bu yine de sizi aldatmasın. Sonuçta Kindle üzerinde bir ekran var ve ne kadar mat olursa olsun bir miktar parlama yapıyor. Yine de güneş altında okunmayacak gibi değil ve doğru açıyı tutturduğunuz takdirde sıfır yansıma ile kitap okuyabilirsiniz. En azından gözleri yormadığı aşikar.<br />
Bu yazıda neden en kısa zamanda bir Kindle edinmeniz gerektiği ile ilgili bir şeyler yazmaya çalıştım. Eğer siz de senede ortalama bir Japon’dan daha fazla kitap okuyorsanız ki bu rakam en son 8 idi, bence kesinlikle bir Kindle edinmenizin vakti gelmiştir.<br />
Bir sonraki yazımda Kindle ile ilgili fazla bilinmeyen ipuçları vereceğim.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://denizatm.com/donanim-inceleme/amazon-kindle-3g-inceleme/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Lenovo Thinkpad Edge 15 İncelemesi</title>
		<link>http://denizatm.com/donanim-inceleme/lenovo-thinkpad-edge-15-incelemesi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=lenovo-thinkpad-edge-15-incelemesi</link>
		<comments>http://denizatm.com/donanim-inceleme/lenovo-thinkpad-edge-15-incelemesi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Jan 2012 21:18:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Deniz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Donanım]]></category>
		<category><![CDATA[15]]></category>
		<category><![CDATA[edge]]></category>
		<category><![CDATA[ibm]]></category>
		<category><![CDATA[lenovo]]></category>
		<category><![CDATA[linux]]></category>
		<category><![CDATA[thinkpad]]></category>
		<category><![CDATA[windows]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://denizatm.com/?p=23</guid>
		<description><![CDATA[Bundan önceki bilgisayarım Acer Aspire 4710G modeliydi. Yaklaşık 3 senelik birlikteliğimize nokta koyarak daha bilinçli bir makina alma niyetindeydim. Eski makinamı değiştirmek istememin en büyük sebebi işlemcisinin Core Duo olması ve Linux dağıtımları ile pek iyi geçinememesiydi. Core Duo işlemci hemen her işlem için yeterliyken, iş VirtualBox üzerinde aynı anda 2 işletim sistemi çalıştırmaya gelince [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Bundan önceki bilgisayarım Acer Aspire 4710G modeliydi. Yaklaşık 3 senelik birlikteliğimize nokta koyarak daha bilinçli bir makina alma niyetindeydim. Eski makinamı değiştirmek istememin en büyük sebebi işlemcisinin Core Duo olması ve Linux dağıtımları ile pek iyi geçinememesiydi. Core Duo işlemci hemen her işlem için yeterliyken, iş VirtualBox üzerinde aynı anda 2 işletim sistemi çalıştırmaya gelince tam anlamıyla fiyasko bir performans gösteriyordu.<img class="aligncenter" src="https://lh4.googleusercontent.com/hwcVEYRiNZ5un1SUdbYPgXMynaSwgmzFY0nM0ZQyTFPyeFyQhXuj7DbA9fjBfUTonWP0eoKKd0c3udz2EoUAdEm2saPbo02NHMYdyp7bqBZDZf9NBZQ" alt="" width="NaN" height="NaN" /><br />
Alacağım makinada aradığım birkaç özellik vardı. Linux ile uyumu yüzünden Nvidia ekran kartı, olabildiğince küçük ekran (13 veya daha küçük) ve Thinkpad. Thinkpad olmasını özellikle istiyordum çünkü Thinkpad hakkında inanılmaz güzel şeyler okumuştum. Bu yüzden f/p oranını da göz önünde bulundurarak 15.6″ ekrana ve AMD ekran kartına sahip Edge 15 modelini aldım. Yani Thinkpad için diğer 2 olmazsa olmazımdan vazgeçmiş oldum.<br />
Şimdi nedir Thinkpad derseniz sizi <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Thinkpad">şuraya alalım</a>. IBM’in 1992′den bu yana ürettiği, neredeyse o tarihten bu yana kasa olarak hiçbir şey değişmemiş, ekstra dayanıklı, ekstra takoz bir iş istastonu bilgisayarı. Çıktığı tarihten bu yana 700′den fazla tasarım ödülü almış. İlk kez görenlerde estetikten yoksun, iğrenç bir tasarımmış hissi uyandırıyor. Oysa dünyada bu tasarımın hayranları var (biri de ben oldum). IBM’in bilgisayar biriminin 2005′de Çin’li Lenovo’ya satılması üzerine Thinkpad serisi Lenovo’nın eline geçti, onlar da bu seriyi aynen devam ettirerek hayranlarını sevindirdi.<img class="aligncenter" src="https://lh6.googleusercontent.com/vD0l5GsnvLLmNzGU9stHm7hEQsy1NwYErwf_fGn18KuDp0zUxftdYEu11I7sQX2hXbMz7cQ0Ap4O44BS0625GkR-PKyuEJou46TLMmFs1m2iH-aUcLs" alt="" width="NaN" height="NaN" /><br />
Genel olarak Thinkpad bilgisayarlar tasarımlarından kaynaklanan zekice çözümlerle tam bir Geek bilgisayarlarını andırıyorlar. Her şey işlevsellik amacıyla planlanarak tasarlanmış, bunu kullanırken hissedebiliyorsunuz. Biraz sonra normal dizüstü bilgisayarlarda görmeye alışık olmadığımız özelliklerinden bahsedeceğim.<br />
Benim aldığım Edge serisi maalesef tam anlamıyla bir Thinkpad deneyimi yaşatmıyor. Hatta internette, Edge serisinin Thinkpad’lere bir ihanet olduğunu ve adlarının değişmesi gerektiğini düşünen insanlar var. Lenovo, IBM’i satın aldıktan sonra ilk iş olarak Thinkpad’leri daha yenilikçi tasarımıyla ve daha uygun fiyatıyla sunarak pazarı genişletme yoluna gitti. Bu noktada birçok Thinkpad özelliğinden ve dayanıklılığından ödün verilmiş olsa da pazarlama açısından doğru bir hamle olduğu aşikar. Sonuçta X ve T gibi gerçek Thinkpad serileri halen tüm ihtişamlarıyla üretiliyorlar. Edge serisi parası oralara yetmeyen ama benim gibi Thinkpad deneyimini ucundan da olsa yaşamak isteyenler için ideal.<br />
Thinkpad bilgisayarlara baktığınızda ilk dikkatinizi çeken şey ortadaki kırmızı Trackpoint oluyor. 10 sene önceki touchpadsiz bilgisayarlardan hatırladığımız trackpointin verimliliği inanılmaz artırdığı söyleniyor. <a href="http://www.youtube.com/watch?v=5UJncPhNtUI">Şuradaki</a> videoda göreceğiniz gibi daha az el hareketi ile daha çok iş yapabilmemizi sağlıyor. Ben açıkçası hala alışma dönemindeyim. Öte yandan Thinkpad’lerin bir başka karakteristik özellikleri, geniş touchpad oldukça işlevsel. Hem genişliğinden ötürü rahat hem de multi touch algolayabildiğinden büyük kolaylık sağlıyor. Bu trackpoint ve touchpad birleşimi ile Warcraft bile oynadım, siz anlayın durumu.<br />
Genel olarak Thinkpad’lerin kasaları çok sağlam. <a href="http://www.youtube.com/watch?v=OxsDRI8At4Q">Şuradaki</a> videoda Thinkpad ile Dell bilgisayarın LCD yorulma deneyi mecvut. Dell’in nasıl yamulduğunu görebilirsiniz. Edge serisinde normal Thinkpad’lerdeki kadar olmasa da sağlam bir kasa bulunduğunu söyleyebilirim. En azından sağlam “gözüküyor”. Resimlerde ne kadar kalın ve biçimsiz olduğunu görenler, ellerine alınca o sağlamlık hissiyatını yaşıyor ve hayran kalıyorlar.<br />
Edge 15 modelinde ilk dikkatimi çeken şey F tuşları ile fonksiyon tuşlarının yer değiştirmesi oldu. Böylece F1′e bastığınız zaman sesi kapatıyor. F1′i çalıştırmak istiyorsanız Fn+F1 yapmak durumundasınız. Alıştıktan sonra sorun çıkartmıyor.</div>
<div>
Edge 15′in tasarımında hoşuma gitmeyen 2 detay, parlaklık ile ilgili. Normal Thinkpad’lerde mat ekran kullanırken Lenovo Edge serisinde fiyat odaklı olduğundan olsa gerek parlak ekran kullanmış. Diğer laptoplardan farklı değil ekranı ama yine de mat olsaydı keşke diyor insan. Ayrıca gençlere hitap etmesi açısından ekranın arkasını parlak renkte yapmışlar ama o da anında parmak izi ile dolduğu için hoş bir görüntü oluşturmuyor.<br />
Cihazın üzerinde sadece 2 tane küçük led var. İkisi de Thinkpad yazılarındaki i’nin üzerindeki nokta. Klasik Thinkpad i’si. Biri gövdede diğeri ekranın arkasında. Gözü rahatsız etmiyor hiçbir şekilde ama ilginç olan herhangi bir Caps Lock ışığı yok. Caps Lock’un açık olup olmadığını denemeden anlayamıyorsunuz. Aynı şekilde cihazın fişe takılı olup olmadığını, hatta açık olmadığını bile anlayamıyorsunuz bazen.<br />
Açık olduğunu anlamak demişken, süpriz bir şekilde açık olduğunu her an maksimum güçte çalışan fanları ile belli ediyor aslında. Cihazın fanları çok gürültülü çalışıyor. Açıkçası bu rahatsız edici bir durum, ve yazılımsal olması muhtemel. Ama gövde tasarımı çok iyi. Henüz çok yüklenmedim ama şimdiye kadarki tecrübelerim ile neredeyse hiç ısınma sorununun olmadığını söyleyebilirim. En azından elimizi koyduğumuz yerler, touchpadin filan ısınmak ile alakası yok. Acer’da oyun oynarken bazen parmaklarımın yandığını hissediyordum.<br />
Yine Thinkpad’lerin en meşhur oldukları konu klavye tasarımları. Chiclet tuşların basımı gayet rahat. Edge 15 modelinde klavyenin her iki yanında muazzam bir boşluk var. Her göre oraya niye NumLock koymadıklarını sorup duruyor. Bence klavyeyi köşeye yaslasalar ellerin oraya gitmesi zorlaşacağından yazmak verimsizleşebilirdi. Oysa şimdi ortada ve hepsi elimizin altında gayet güzel olmuş. Bu arada, en köşede Fn tuşu var. Bios’dan Fn ile Ctrl tuşlarının yerlerini değiştirebiliyorsunuz.<br />
Yine bir Thinkpad klasiği olan sarı Usb bunda da mevcut. Bu Usb, bilgisayar kapalı bile olsa üzerine takılan cihazı şarj edebiliyor. Ben Sony Mp3 çaları ve iPod Touch&#8217;ı denedim şarj etti. Bios’dan bu ayarı da yapabiliyorsunuz. İlginç bir şekilde Apple, Blackberry ve Other seçenekleri var.</div>
<div>
Thinkpad ile ilgili duyduğumda en çok hoşuma giden ayrıntı IBM dönemlerinde üzerlerinde Windows tuşu olmaması. Lenovo satın aldıktan sonra koymaya başlamış haliyle ama eski Thinkpad’lere baktığınızda Windows tuşunun olmadığını görebilirsiniz. Ben cihazı Free Dos olarak aldım. Eğer Free Dos olmasaydı da <a href="http://www.mecburdegilsiniz.com/">mecburdegilsiniz.com</a> sitesindeki adımları takip ederek içinden çıkan Windows’u geri verecektim. Bu haliyle uğraşmamış oldum.<br />
Bilgisayarın içinde alır almaz Ubuntu 10.10 kurdum. Ekran kartı dışındaki her şeyi tanıdı. Trackpoint bile düzgün çalışıyor. Ekran kartını da aktive edince hiçbir sorun kalmadı. Yalnızca bunda da Acer’da olduğu gibi güç seçeneklerini değiştirsem bile Default ayarlarda kalmaya devam ediyor. Ben misal ekranı asla karartma diyorum ama 5dk sonra yine ekranı karartıyor. Bunun dışında Linux ile iyi anlaştığını söyleyebilirim.<br />
Son olarak bir başka ilgiçlik de tek bir tane kulaklık girişinin olması. Yani normalde 3 tane 3.5mm’lik giriş olur (kulaklık, mikrofot ve line in) ama bunda 1 tane var. Birden fazla jack takmak istiyorsanız çoğaltma kullanmak zorundasınız.<br />
Pil ömrüyle ilgili bir şeyler söylemek gerekirse, genelde fiş takılı kullandım ama normal kullanımda 2-3 saat arası gittiğini söyleyebilirim. Bendeki model 4 hücreli batarya içeriyor. 9 hücreli dışarı taşan bataryalar ile çok daha fazla sürelere çıkabilirsiniz. Hatta bu modelde oluyor mu emin değilim ama bazı Thinkpad modellerinde DVD Writer kutusu çıkartılarak oraya harici pil takılıyor ve pil ömrü inanılmaz artırılabiliyor.<br />
Şimdi sıra geldi diğer üreticilerin iş istasyonları makinalarına. Thinkpad’leri incelerken aslında her firmanın kendi içinde ekstra dayanıklı ve pahalı bir serisi olduğunu fark ettim. Bunlar<br />
HP EliteBook<br />
Acer Travelmate<br />
Dell Latitude<br />
Lenovo Thinkpad<br />
Bu bilgisayar serileri, genel olarak estetikten yoksun, pahalı ve dayanıklı oluyorlar. Son kullanıcı için değil biraz daha ne kullandığını önemseyen kişilere hitap ediyorlar ve en önemlisi Türkiye’de hiçbir mağazada satılmıyorlar. Yani Teknosa, Bimeks, Media Markt, Hepsiburada gibi yerlerde bu modellerden birini görmek çok olası değil. Çünkü muadillerine göre inanılmaz pahalılar. Siz misal Core i5 bir makina ile Core 2 Duo bir makina aynı fiyat olsaydı hangisini alırdınız? Ya da Core i7 makinaya normalinde 2bin TL fazla verir miydiniz? Bu açıdan mağazaların Türkiye pazarında bu ürünleri neden satmadıklarını anlayabiliyorum ama yine de insanlar bu serilerden habersiz. Bir sonraki bilgisayarınızı alırken bence bu serileri göz önünde bulundurun. Acer Travelmate’i kullanma şansına eriştim ve 3 senedir Aspire kullanan biri olarak Travelmate’in çok daha iyi olduğunu söyleyebilirim.<br />
Son olarak bilgisayarı nereden aldığımı da söyleyeyim çünkü dediğim gibi sanal marketler dışında bu ürünleri bulmak çok olası değil. <a href="http://akakce.com/">Akakce.com</a>, <a href="http://www.ucuzcu.com/">ucuzcu.com</a> gibi sitelerde aratarak bu spesifik ürünlere oldukça iyi fiyatlara ulaşmanız mümkün. Üstelik 2 sene distribütör garantili, sıfır ve en önemlisi Windows’suz, Free Dos olarak satıyorlar birçok bilgisayarı. Böyle olunca ciddi bir fiyat azalması oluyor. Bence alırken Windows’a para vermeye özen gösterin.<br />
Ayrıntılı video incelemeleri izlemek isteyenler <a href="http://www.teknoseyir.com/8150/lenovo-thinkpad-edge-e220s-incelemesi/">şu</a>, <a href="http://www.teknoseyir.com/9054/lenovo-thinkpad-t420s-incelemesi/">şu</a> ve <a href="http://www.teknoseyir.com/7468/lenovo-thinkpad-edge-11-incelemesi/">şu</a> adreslere göz atsınlar.<br />
Lenovo Thinkpad Edge 15 ile ilgili aklıma gelenler şimdilik bu kadar. Neredeyse her gün bir yeniliğini keşfettiğimden, ilerde aklıma geldikçe buraya eklemeler yapabilirim. Bilgisayar ile ilgili sorularınız varsa İletişim bölümünden iletişime geçebilirsiniz.</div>
<div style="background-color: transparent !important;text-align: left !important;padding: 0px !important;margin: 0px !important"></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://denizatm.com/donanim-inceleme/lenovo-thinkpad-edge-15-incelemesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

