Henüz Tuxweet‘i duymamış Linux kullanıcısı var mıdır bilemiyorum ama varsa acilinden üye olup organizasyona dahil olması gerektiğini düşünüyorum. Linux Kullanıcıları Derneği tarafından yönetilen sistem açık kaynak mikroblog uygulaması olan Sharetronix altyapısını kullanıyor.
Özetle Linux için Twitter diyebileceğimiz sistemde karakter sınırı olmaksızın yazı, resim, video ve linklerimizi paylaşabiliyoruz. Ayrıca RSS’den veri çekebildiği için bloglarımızı ya da diğer RSS kaynaklarımızı dahil ederek kendi online kimliğimizi oluşturabiliyoruz. Bu bakımdan bir Friendfeed bile diyebiliriz. Elbette birbirimizin gönderilerini takip etme, yorum yazma gibi seçenekler de mevcut.
Tuxweet üzerinden beni takip etmek isteyenler için profil adresim
İnternet teknolojilerinin gelişimi ile statik web siteleri yerlerini kullanıcı etkileşimli, ziyaretçilerin katkısı ile gelişen dinamik sitelere bıraktı. Bu temelde dahiyane bir fikirdi ve site yöneticilerinin işini kolaylaştırmasının dışında, kullanıcılarının siteyi sahiplenmelerini de sağlıyordu. Bugün bildiğimiz, kullandığımız sosyal ağlar başta olmak üzere, forumlar, sözlükler ve tüm diğer içerik siteleri bu yöntemi kullanıyor. Bunu zaten hepimiz biliyoruz. Bilmediğimiz şey ise bunun bir adım ötesi.
WOMM (World of mouth marketing), yani ağızdan ağıza reklam yöntemi bugün bilinen en ucuz ve en etkili reklam çeşididir. Basitçe bir ürünü satın alırsınız, ürünü kullanırsınız, ondan memnun olursunuz ve arkadaşınıza tavsiye edersiniz. Ürünü arkadaşınız da alır ve zincire o da dahil olur. Siz farkında olmadan ürünün reklamını yapmışsınızdır ve temelde bir kişiye ürünü satın aldırdığınızda bunun pek bir önemi olmaz. Ama bunu ürünü alanların yarısı yaparsa bu bir fark yaratır. Konumuz web olduğu için, bugün kişisel bloglarında kullandığı hizmeti yeren ya da öven blogcular marka değerlerinde ciddi farklar yaratıyorlar. Hatta blog camiasında pek tasvip edilmese de markalar blogculara markalarını övmesi karşılığında para ödüyor (tasvip edilmemesinin sebebi yazılarda bunun reklam olduğunun belirtilmemesi. Aksinde bence sorun yok).
Friendfeed gibi sitelerin yayık teknolojisi sayesinde hiç ek çaba sarf etmeden kitlelerle iletişime geçebiliyorsunuz. Burada sizin ek bir çaba sarf etmenize gerek yok ama işte site sahibi yolunuzu tıkadığı zaman iş başa düşüyor. Bu noktada internette ne kadar popülerseniz o kadar fazla geri dönüş alıyorsunuz. Henüz bir yere ait değiseniz de bu sitelere girmeniz anlamsız oluyor. Hali hazırda Formspring profil sayfasını msn adresine yazan ve zaten yüz yüze görüştüğü 2-3 insanlar orada şakalaşan kişiler gördüm. Çok acıklıydı.
Bugün internette ürününüz ne kadar sağlam olursa olsun bir şeyler satmaya çalışmak ücretsiz alternatifi olduğundan ötürü cidden zor ve parayla reklamınızı yaptırmak da göründüğü kadar ucuz ve kolay değil. Bu bakımdan güçlü bir ürününüzün olması ve zekice tasarlanmış bir sisteminizi olması bir anda parlamanıza yeterli olacaktır. Yalnız burada dikkat edilmesi gereken devamlılık konusu çünkü bu tarz sitelerin çıkışı gibi inişi de çok ani olmakta ve insanlar çok kısa sürelerde her şeyi tüketmektedirler. Bunun için devamlılığı olan ve sürekli yenilikler yaparak kullanıcılarının heyecanını ilk günkü gibi tutan başarılı bir sistem gerekmekte. Ve zaten hiç kolay bir şey olmadığından bugün örneklerine çok az rastlıyoruz.
2009 yılında Twitter’ın muazzam sıçramasına tanık olduk. Facebook Friendfeed’i satın aldı, aynı zamanda yılın sonlarına doğru kullanıcı sayısını 400 milyon kişiye çıkardığını duyurdu. Birçok sosyal medya sitesi kuruldu ve battı. Birçok site görünümünü daha sosyal bir hale getirdi. Bloglara sosyal medya gadgetları konuldu. Özetle 2009′da sosyal medyanın patlamasına tanık olduk. Bu trendin 2010′da da ve daha uzun yıllar katlanarak artacağını öngörmek zor değil.
Öte yandan ilklerin şirketi Google’dan bir sosyal medya hamlesi beklememek de saflık olurdu. Özellikle Facebook’un Google’a her konuda başarılı bir şekilde kafa tutması, Google’dan karşı bir Facebook hamlesini zorunlu kıldı (özellikle ortalarda dolaşan @facebook.com uzantılı mail dedikodusu gerçekleşirse mail piyasası kızışır). Böylece Google Buzz doğmuş oldu.
Google Buzz ilk bakışta tam anlamıyla bir Friendfeed klonu gibi gözükse de, temelde Twitter’dan Facebook Lite’a her platforma alternatif oluşturmakta. Wave ile başarısız bir reklam stratejisi uygulayan Google bu sefer eski usül tanıtımına geri döndü ve dann! diye Google Buzz’ı piyasaya sürdü. Totalde bir gün içinde de herkesin Buzz’ı aktif olmuştu.
Google Buzz’ı kullanmayanlar için özetlemek gerekirse, Gmail içinde yer alan bir sosyal medya aracı diyebiliriz. Inbox’un altına yerleşen Buzz klasörü ile Buzz mesajlaşmalarımızı kontrol edebiliyoruz. Temelde yazı, resim ve video paylaşabiliyoruz, herhangi bir karakter kısıtlamamız yok. İnsanlar gönderilerimize yorum yazabiliyorlar ya da beğenebiliyorlar ve her platformda olduğu gibi birbirimizi takip ediyoruz.
Burada benim en çok dikkatimi çeken, Buzz ile Google Profile uygulamasının entegre olmasıydı. Google Profile, Google tarafından çok önceleri duyrulan, Google Account sahiplerinin kendi profillerini oluşturabilecekleri sade bir platformdu ama neredeyse kimse tarafından kullanılmıyordu. Benim özellikle sevdiğim ve blogumda paylaştığım bu servis belki Buzz sayesinde hak ettiği popülariteye ulaşabilir.
Burada konusu geçmişken değinmek istediğim iki önemli mevzu var. Bunlar Google Account mailimizi ve Google Account ismimizi “Verified” yani “Onaylanmış” yapmak. Kolay olan mail verified işleminden başlayalım.
İlk kez Google hesabınızı oluştururken sizden ikinci bir mail hesabı istemiş olmalılar. Buraya bir başka Gmail hesabı yazamıyoruz, Hotmail, Yahoo ya da diğer servislerden aldığımız bir mail hesabımız varsa buraya olası bir güvenlik durumunda ikinci mailimiz olarak kullanmak üzere atıyoruz. İşte onu atamadıysanız, şimdi atamanız gerekir. Google hesap ayarlarımıza gidelim ve oradan Email bölümünden “Edit” diyerek “Secondary Mail” kutusunu dolduralım. Atadığımız yeni mail adresimize “Google Email Verification” isminde bir mail gelmiş olması lazım. Oradaki bağlantıya tıkladığımız zaman emailimiz onaylanmış olacak ve Google Profile sayfamızda verified email şeklinde gözükecektir. Geldik zor kısma.
Google ismimizi onaylatmak, Amerika dışında çoğunlukla mümkün olmamakla birlikte biraz sancılı bir süreç. Çünkü işin içinde onaylı ismimizle Google’ın Knol uygulamasında yazı yazmak var. Neyse, bir şansımızı deneyelim. Google Knol sayfasına gidelim. Email adresimizle giriş yapalım ve yukarıda yer alan “Preferrences” bağlantısına tıklayalım. Açılan sayfada “Name Verification” tabı var ise, buradan hangi yöntemle onaylatma işlemini yapacağımızı seçebiliriz. Telefon numaramızla ve kredi kartımızla. Telefon numaramızı seçersek, gün içinde Google tarafından aranacağız ve Google Knol sayfasında vermiş olduğu sayı ve diyez(#) işaretini telefon ile girmemizi isteyecek. Bu işlemlerden sonra Google ismimiz onaylanmış olacak. Google’ın dediğine göre Amerika dışındaki kişilerin isimlerini onaylayabilmeleri için çalışıyorlarmış.
Google Buzz’a geri dönersek, özellik olarak şu anda Friendfeed’in sunduklarının yarısını sunmayan bu sade servis, özellikle dün Friendfeed’e Türkiye’den saatlerce ulaşılamamasından sonra yüzlerce insan tarafından aktif olarak kullanılmaya başlandı. Frienfeed’in takip ettiklerimin takip ettikleri özelliğinin çok işe yaradığını düşünen biri olarak Google Buzz’da bunu görememek beni hayal kırıklığına uğrattı. Örneğin Frienfeed’de açtığınız bir feede 1000 takipçisi olan biri yorum yazdığında ya da like verdiğinde feediniz onun 1000 takipçisi tarafından görülüyordu. Onun takipçileri de feedinize bir şeyler kattığında onların da takipçileri derken sizi çok az kişi takip etse bile, daha sitede yeni olsaniz bile yüzlerce kişiye ulaşma şansınız oluyordu. Ne kadar sosyal olduğunuz değil ne kadar değerli şeyler paylaştığınız önem kazanıyordu ve bu durum insanlarda takipçilerine karşı bir otokontrol mekanizmaso geliştirmişti. Yani sizin saçma sapan şeylere yorum yazıp, like verdiğinizi gören takipçileriniz sizi takip etmeyi bırakabilirdi. Dolayısıyla, sadece sizin değil, takipçilerinizin de hoşuna gideceğini düşündüğünüz feedleri paylaşıyordunuz. Söz gelimi sadece programlama üzerine ya da spor üzerine şeyler paylaşanlar kendi içlerinde küçük ve harika bir kitle oluşturabiliyordu.
Google Buzz’da ise biz çevirimiçi değilken yazılanlar biz geldiğimizde parantez içinde sayı olarak gösteriliyor ve böylece hiçbir şeyi kaçırmamış oluyoruz ama gönderilerimizi sadece takipçilerimiz okuyabiliyor ve bu büyük bir handikap. Sistemin gelişmesi yönünde çok büyük bir engel. Google takipçilerimizin paylaşımlarını Recommended adı altında aşmaya çalışmış ama aynı etkiyi vereceğini sanmıyorum.
Bu arada Buzz’da paylaştıklarımızın Gmail kotamızdan yediğini de söylemek gerekir. 7gb’ı doldurmak zor ama bunu da göz önünde bulundurmalıyız. Şu ara Google ile ilgili en çok merak ettiğim şey, Google Buzz ve Google Wave’in akibeti. Bakalım Google marka değerini bu iki servisinde güçlü bir şekilde kullanabilecek mi? Yorumlarınızı bekliyorum (buraya kadar okumuş olan siz değerli okuyucularımdan, teşekkürler)

Kategoriler
Etiket Bulutları
Blog RSS
Yorum RSS
Son 50 Yazı
Geri
Boş
Yaşam
Yeryüzü
Rüzgar
Su
Ateş
Işık « Varsayılan