14 Ağu 2010 @ 9:44 PM 

Bu soru onca hardcore Linux sorularının arasında en temeli olmasına rağmen çoğu kez ıskalanıyor. Bizim de hayatımıza dair ilk sorduğumuz soru “Kimim ben?” değil midir? Ben de birine Linux deyince haliyle o ne? tepkisiyle karşılaşıyorum. Elimden geldiğince anlatıyorum ama şöyle yönlendireceğim bir kaynak olsa güzel olurdu diye düşünürken bunu buldum.

Yeni başlayanlar için Linux rehberi bence Linux’a ilk adımını atacak insan için en önemli rehberdir. Ben böyle bir rehberi okumadan Linux ile tanıştığımdan ilk bakışta nasıl bir fikre sahip olunacağını kestirebiliyorum. Windows’dan Linux’a ilk geçen bünye için; sürücü yok, Bilgisayarım yok, arayüz değişik, tüm alışkanlıklar yerle bir olmuş, exe mantığı yok, hatta uzantı sistemi yok, program kurmak, depo eklemek, bilgisayarı güncelleştirmek, antivirüs’e gerek yok (nasıl yani?) gibi gibi binlerce sorunun ayrı ayrı yerlerden sabırla araştırarak cevabını öğrenip Level 2′ye geçebilmiştim.

Şimdi ise verdiğim bağlantıdaki PDF dosyası 8 sayfada Linux’a ilk başladığınızda ilk merak edebileceğiniz soruları basit olarak cevaplıyor. Gerçekten güzel bir çalışma. Bunu Pardus‘un, Ubuntu‘nun resmi siteleri de yapmalı. Misal henüz çok yeni olduğum zamanlarda wireless kartımla ilgili bir soruma “lspci çıktısını yolla” şeklinde bir cevap gelmişti. Lspci?, çıktı?… :’(

Yeni başlayan arkadaşlar özellikle Ubuntu ile başlıyorlarsa resmi Ubuntu forumunun “Acemiler İçin” bölümü de çok işinize yarayacaktır. Aynı şekilde Pardus ile başlıyorsanız Özgürlük için sitesinin İlk Adımlar bölümü işinizi görecektir. Bir süre oralarda takılın, sistemi tanıyın. Pes etmeyin, gün gün yeni şeyler öğrendiğinizi, sisteme hükmettiğinizi ve kendinizi geliştirdiğinizi göreceksiniz.

Yeni Başlayanlar için Linux Rehberi

Acemiler için Ubuntu

Pardus İlk Adımlar

Yazan: Deniz
Son Düzenleme: 14 Ağu 2010 @ 09:44 PM

E-mailLinkYorumlar (1)
Tags
 16 Tem 2010 @ 9:06 PM 

Henüz Tuxweet‘i duymamış Linux kullanıcısı var mıdır bilemiyorum ama varsa acilinden üye olup organizasyona dahil olması gerektiğini düşünüyorum. Linux Kullanıcıları Derneği tarafından yönetilen sistem açık kaynak mikroblog uygulaması olan Sharetronix altyapısını kullanıyor.

Özetle Linux için Twitter diyebileceğimiz sistemde karakter sınırı olmaksızın yazı, resim, video ve linklerimizi paylaşabiliyoruz. Ayrıca RSS’den veri çekebildiği için bloglarımızı ya da diğer RSS kaynaklarımızı dahil ederek kendi online kimliğimizi oluşturabiliyoruz. Bu bakımdan bir Friendfeed bile diyebiliriz. Elbette birbirimizin gönderilerini takip etme, yorum yazma gibi seçenekler de mevcut.

Tuxweet üzerinden beni takip etmek isteyenler için profil adresim

Yazan: Deniz
Son Düzenleme: 16 Tem 2010 @ 09:06 PM

E-mailLinkYorumlar (1)
Tags
 13 Haz 2010 @ 8:41 PM 

Eğer siz de videoları buffer etmekten sıkıldıysanız ve onları her seferinde yüklenmesini beklemek yerine bilgisayarınıza indirip çevirimdışı da izlemek istiyorsanız ve elbette Linux kullanıyorsanız ihtiyacınız olan programın adı DamnVid.

DamnVid sizin için en popüler onlarca video izleme sitesinden videoları indiriyor ve dilerseniz convert ediyor.

DamnVid’in ayrıca kendi tarayıcısında video arayıp, direk indirme özelliği var ki Youtube’den video izlemek için ideal bir yöntem.

DamnVid

DamnVid

DamnVid uygulamasını yüklemek için şu adımları izleyin.

sudo add-apt-repository ppa:damnvid/ppa

sudo apt-get update

sudo apt-get install damnvid python-gdata

Yükledikten sonra uygulamaya “Uygulamalar” > “Ses ve Video” bölümünden ulaşabilirsiniz.

Kaynak: OmgUbuntu

Yazan: Deniz
Son Düzenleme: 13 Haz 2010 @ 08:41 PM

E-mailLinkYorumlar (0)
Tags
 13 Haz 2010 @ 2:42 PM 

Eğer bir Gnome kullanıcısıysanız ve Gnome’un standart menü panelinden sıkıldıysanız elinizde birçok alternatif mevcut. Ben burada en güzel 3 tanesini paylaşacağım.

GnoMenu

GnoMenu tema desteği olan, tamamen fonksiyonel bir menüdür. Ayrıca Gnome-Panel, Avant-Window-Navigator, Cairo-Dock, XfApplet, Kde Plasma gibi uygulamalar tarafından desteklenir. Ubuntu 9.10 ve 10.04 kullanıcıları yüklemek için şu adımları izlemelidir.[*]

sudo add-apt-repository ppa:gnomenu-team/ppa

sudo apt-get update

sudo apt-get install gnomenu

Yükleme işlemi bittikten sonra menü panelini, herhangi bir panelinize sağ tıklayıp “Panele Ekle” diyerek listeden GnoMenu uygulamasını bulup panelinize eklemelisiniz. Dilerseniz orjinal Gnome Panelin yerine de kullanabilirsiniz.

GnoMenu

GnoMenu

Ubuntu System Panel

“Gnome masaüstü için basit menü ve çalıştırıcı.” Resimlere bakacak olursak aralarındaki en başarılı uygulama bu olsa gerek. Lakin ben Ubuntu 10.04 sürüme yüklemeyi başarsam da panele eklemeye başaramadım. Ama siz yine de uygulamaya bir şans tanıyın.

USP, tamamen özelleştirilebilir arayüzü ile tek pencerede kolay ve kullanışlı bir erişilebilirlik sunuyor. Uygulama ayrıca tema ve eklentilerle tamamen size özel bir hale getirilebilir. Tasarımı tamamen hızlı erişilebilirlik için özelleşmiş uygulama Ubuntu 9.10 ve 10.04 kullanıcıları için şöyle yükleniyor.[*]

sudo add-apt-repository ppa:malacusp/ppa
sudo apt-get update
sudo apt-get install usp2 usp2-extras
Ubuntu System Panel

Ubuntu System Panel

MintMenu

Bu da benim favorim. Linux Mint kullandığım dönemde en çok menü paneline hayran kalmıştım. Kategorize şekilde sıralanmış sık kullanılan uygulamalar dışında tüm uygulamalar arası geçiş harika. Ayrıca ctrl + windows kısayolu ile çalıştırılabiliyor. Yüklemek için şu adımları uygulayın.[*]

wget http://packages.linuxmint.com/pool/main/m/mintmenu/mintmenu_4.9.9_all.deb

wget http://packages.linuxmint.com/pool/main/m/mint-common/mint-common_1.0.5_all.deb

wget http://packages.linuxmint.com/pool/main/m/mint-translations/mint-translations_2010.05.14_all.deb

sudo dpkg -i *.deb

sudo apt-get install -f


MintMenu

MintMenu

Yazan: Deniz
Son Düzenleme: 13 Haz 2010 @ 02:42 PM

E-mailLinkYorumlar (0)
Tags
 07 May 2010 @ 1:33 AM 

Oyunlar platformdan bağımsız olsa da (yani hem Linux’a, hem Windows’a hem de Macintosh’a yüklenebiliyor) bu tarz düşük grafikli (hatta 2d) ama oynaması zevkli, zekice oyunlar Linux’a has olduğundan ve elbette haberin orijinal kaynağı böyle uygun gördüğünden ben de bu başlığı attım.

Yaklaşık 5 sün sonra sona erecek kampanya ile toplamda 80$ eden 5 adet başından kalkamayacağınız şirin oyuna gönlünüzden ne koparsa verip sahip oluyorsunuz. Oyunlar şöyle:

Bir oyun özürlüsü olarak aralarından sadece World of Goo’yu duymuştum ve demosunu oynamıştım. Bir arkadaşım oyun ilk çıktığında buna benzer bir sistem ile ne kadar verirsen ver oyunun orijinal lisansına sahip olduğunu söylemişti de kaçırdığıma çok üzülmüştüm. Şimdi sadece World of Goo için bile bu işe girebilirdim -ki yanında 4 oyun daha veriyorlar. Bence kaçırılmaması gereken bir fırsat.

Sistem şöyle işliyor. Paypal, Amazon ya da Google Checkout hesabınız varsa, bu hesaplarınızdan biri ile şu adrese dilediğiniz rakamı yazıyorsunuz. E posta adresinizi doğru yazmanız gerekiyor çünkü oyunları indireceğiniz adres e postanıza yollanıyor. Çok hızlı bir şekilde tüm bu oyunları dilediğiniz platform için dilediğiniz süre boyunca indirip oynayabilirsiniz. Benim oyunla işim olmaz diyorsanız, bir arkadaşınıza hediye olarak da yollayabilirsiniz. Unutmamanız gereken şey, ödediğiniz para doğrudan hayır kurumlarına ya da oyunu geliştiren ekibe gidiyor. Bunun oranlarını seçebiliyorsunuz.

Biraz da rakamlardan bahsetmek gerekirse; ben bu yazıyı yazarken 50.819 kişi bu 5 oyunu satın almış. Ortalama 7.92$ ödenmiş (tabi siz 1$ bile ödeyebilirsiniz). Toplamda 402,264$ birikmiş. En fazla parayı ödeyen hayırsever 500$ ödemiş.

Özetle kaçırılmaması gereken, sadece destek olmak için bile girilmesi gereken bir kampanya olmuş. Bence bu 5 oyundan illaki biri sizin ilginizi çekecektir ve ödediğiniz miktarın hakkını verecektir. Ben en azından World of Goo oyununun kendi adıma bunu başaracağını düşünüyorum. Diğerlerini henüz denemedim. Tekrar altını çizmekte yarar var. Oyunlara ödediğiniz para ile hem Linux, hem Windows hem de Macintosh platformları için olan kurulum dosyalarını sınırsız süre boyunca indirebiliyorsunuz.

Dilediğin kadar ödeme sayfası

Haberin orijinal kaynağı

Yazan: Deniz
Son Düzenleme: 07 May 2010 @ 01:33 AM

E-mailLinkYorumlar (4)
Tags
 20 Şub 2010 @ 8:19 PM 

Linux zaten fazlasıyla kişiye özel olsa da burada kast ettiğim şey farklı. Herhangi bir Linux dağıtımı kullananlar bilecektir, sistemi yüklediğinizde içinde her türlü ihtiyaç düşünülerek konulmuş onlarca program kurulu gelir. Daha sonra bunları kaldırabilirsiniz elbette ama bu çok fazla uğraş demektir.

İşte bu ihtiyaç düşünülerek oluşturulmuş başarılı bir servis olan Reconstructor.org sitesini Pcnet Şubat sayısında fark ettim ve hemen denedim. Sistem özetle Ubuntu veya Debian tabanlı (ki Ubuntu zaten Debian tabanlıdır) tamamen kendinizin belirlediği özellikleri ve programları içeren bir sistem oluşturuyor. Oluşturma aşaması sunduğu yüzlerce depodan ötürü biraz zahmetli olsa da ödülü büyük. Teker teker neleri istediğinizi seçtikten sonra size hangi formatta imaj istediğinizi soruyor. iso, Vmware gibi popüler formatlarda dosyanızı indirerek tamamen size özgü Linux dağıtımınıza erişmiş oluyorsunuz.

Yazan: Deniz
Son Düzenleme: 20 Şub 2010 @ 08:19 PM

E-mailLinkYorumlar (5)
Tags
Etiketler: , , ,
Kategoriler: Haber, Linux
 16 Şub 2010 @ 8:56 PM 
Pardus 5 Yaşında

Pardus 5 Yaşında

Benim de 2010′un başından beri kullandığım Pardus hakkında bir süredir yazı yazmak istiyordum. Beşinci yaşını kutladığını öğrenince yazıyı biraz erkene alıp, iyiki doğdun yapalım istedim. Daha önceki kısa süreli Pardus denemelerime nazaran bu sefer Ubuntu’nun yeni 10.04 sürümüne kadar (29 Nisan’da release olacağı açıklandı. 27 Nisan’da doğmuş olan bana süper doğum günü hediyesi olacak) Pardus kullanarak hem KDE ile aramı yapmak hem de Pardus’u biraz deneyimlemek istemiştim.

Daha önce 3 sistemli denemelerimde (Windows-Ubuntu-Pardus) Pardus hep Grub’da en son seçtiğim işletim sistemi olmuştu. Ben şu Linus’un “Sadece aptallar sever” dediği Gnome severim. Ortalama bir bilgisayar kullanıcısı olarak şimdiye kadar Gnome ile isteyip de yapamadığım bir şey olmadı, öte yandan kullanım kolaylığına ve sadeliğine hayran kaldım. Bu benim açımdan bir tarz meselesi değil. Pardus harika bir arayüze sahip, üstelik dilediğimiz gibi özelleştirebiliyoruz. Windows ile kıyaslarsam, kesinlikle Pardus’un daha şeker ve kullanıcı dostu olduğunu söyleyebilirim (tabi alışkanlıkları bir kenara bırakmak şartıyla). Ama yine de Ubuntu’nun bomboş arayüzünden ve bir bakıma gerçekten kullanıcıyı aptal yerine koyan sisteminden daha iyi değil bana kalırsa. Aslında Linus gibi biri için sadelikten çok performansa ya da özelliklere bakılması mantıklı olabilir ama son kullanıcı açısından bunun o kadar da önemli olduğunu sanmıyorum. Neyse, konumuz Pardus.

Arada geçen sürede Pardus üzerinde birkaç gülünç zorluklar yaşadım ve Özgürlük İçin sitesi başta olmak üzere Google ve elbette Friendfeed üzerindeki Linux severlerin yardımlarıyla hali hazırda kendi düzenimi sağlamış ve iyiden iyiye Pardus’a alışmış bulunuyorum. Üstelik bu geçiş benim için bir dönüm noktasını işaret ediyor çünkü kariyerimde ilk kez Windows yüklü olmayan bir bilgisayara sahibim. Bundan önce tüm işlerimi Ubuntu ile halletsem de Windows’da kendine ayrılan hard diskte sessizce ağlıyordu. Maalesef Nisan sonunda hatta daha bile erken bir zamanda Windows’u tekrar kurmak zorunda kalıcam çünkü sevgili üniversitemin web sitesi sadece Internet Explorer ile uzaktan kayıt imkanı veriyor ve bölümüm gereği Autocad gibi programlar üzerinde çalışmam gerek. Ama mecbur kalmadıkça Linux kullanacağım, söz.

Hazır konusu açılmışken Pardus vs. Ubuntu karşılaştırması hakkında da kendi fikirlerimi sunmak isterim. Öncelikle Pardus gibi bir projenin geliştirilmesinden çok memnunum ve her şekilde destekliyorum. Bir şekilde Pardus’un ulusal işletim sistemimiz olarak lanse edilmesinden rahatsızlık duyanlar olsa da (sanırım Linux çekirdeği kullandığından ötürü böyle düşünüyorlar) ben bu kadar katı düşünmüyorum. Pardus Türk programcılar tarafından geliştirilen ve güvenle kullanabileceğimiz, eli yüzü düzgün, gururla tavsiye edebildiğim belki de tek sistem bu yüzden ülke çapında yaygınlaşmasında bir sakınca yok.

Pardus

Pardus

Geçenlerde Microsoft Türkiye Genel Başkanı Çağlayan Arkan korsan yazılımın ülkemize 20 milyar dolar kaybettirdiğinden bahsetti (korsan kullanımdan dolayı bilişim firmalarının ülkemize yatırım yapmadığını söyledi). Bu iddia çokça tartışıldı. Ortaya atılan fikirlerden en ilginci, şayet Microsoft korsan kullanımı tamamen engelleyebilse ve insanlara “Windows kullanmak istiyorsanız 200$cığınızı rica edeyim” dese acaba kaçı bu parayı öder ve kaçı Linux dağıtımlarından birine geçer? Çok heyecan verici bir konu bana kalırsa ve Linux’a geçecek insan sayısının çok çok fazla olacağını düşünüyorum. Bu bakımdan korsan yazılım dolaylı yoldan Linux’u etkiliyor diyebiliriz.

Şimdi ne alaka diyeceksiniz, şöyle kuracağım bağlantıyı. Bugün son kullanıcı dediğimiz kesim çoğunlukla bilgisayarı Facebook, Msn ve bilimum internet sörfü için, müzik dinlemek, film seyretmek ve ofis programları için kullanan insanlar ki bana göre dünya bilişim nüfusunun %90ını bu insanalar oluşturuyordur. İşte bu insanlar, yani korsan Windows kullanan, orjinal Windows kullansa bile bir kere bile Microsoft’dan teknik destek almayan, en ufak bir aksilikte format atan (attıran), bilgisayarını ona sunulduğu haliyle kullanan insanlar aslında Linux kullansalar hayatlarında ciddi bir değişiklik yaşamayacaklar. Çünkü bu kadar kısıtlı kullanıma Linux daha iyi cevap veriyor.

Korsan kullanımı saymazsak, orjinal bir Windows, orjinal Microsoft Office ve güvenlik için profesyonel yazılımlar, her türlü ihtiyaç için ek programlar filan derken Windows’u kendimiz için kullanışlı hale getirmek biraz zaman alırken Linux sürümleri çoğunlukla bir kullanıcının ihtiyaç duyabileceği her türlü programla yüklü gelir. Mesela Microsoft Office kadar gelişmiş OpenOffice, Photoshop kadar gelişmiş Gimp, Internet Explorer’dan daha gelişmiş Firefox, cd yakma, müzik dinleme, film seyretme derken onlarca açık kaynak program emrinize amade. Pardus açısından bakacak olursak, benim şimdiye kadar kullandığım en dolu dolu dağıtım Pardus diyebilirim. İçinde her kategoriden ikişer üçer program mevcut.

Yine uzun yazı oldu ama anafikiri bana öğretildiği üzere son paragrafta bağlayayım. Pardus, özellikle devlet kuruluşları açısından bulunmaz bir nimet. Örneğin bizim üniversitede projeksiyon derslerinde kullandığımız, içinde içler acısı bir şekilde Windows Xp yüklü, virüslü mirüslü bir bilgisayar var. Tek işi ofis dosyalarını çalıştırmak. Bu işi Pardus’da yapabilir. Boşuna lisans parası ödemeye gerek yok. Ama son kullanıcı açısından bakarsak, Pardus o kadar da doğru olmayabilir. Belki yeni başlayanlar için Ubuntu daha uygundur. Genelde Türkçe desteğinden ötürü Pardus tavsiye ederler ama ben uygulama desteği açısından ve elbette Gnome faktöründen ötürü yeni başlayanlara Ubuntu öneriyorum. Neredeyse her uygulamanın dep uzantılı desteği var ve Ubuntu’nun resmi Türkçe sitesi gayet kullanışlı. Ubuntu ile en temel işlemlerinizi hallettikten sonra Pardus’u deneyimleyebilir ve Gnome vs. KDE testini kendinize yapabilirsiniz. Arch Linux’a kadar yolu var bunun.

Bu uzuun yazıyı bitirirken (yine kimse okumayacak galiba) Pardus’un doğum gününü en içten dileklerimle kutluyorum ve kendi çapımda bu yazıyı yazarak basit bir hediye verdiğimi sanıyorum.

Yazan: Deniz
Son Düzenleme: 16 Şub 2010 @ 08:56 PM

E-mailLinkYorumlar (6)
Tags
Etiketler: , , , , , ,
Kategoriler: Linux
 12 Şub 2010 @ 4:44 PM 

Apple IPad sahneye çıktığından beri 2000′lerin başından bu yana tartışılan tabletlerin akibeti bir kez daha gündeme geldi. Henüz IPad piyasaya sürülmediğinden başarılı mı, başarısız mı olacağı merak konusu. “Hemen alırım” diyenlerin aksine “İkinci versiyonunu beklerim” ya da “Gereksiz” diyenler çoğunlukta gibi. Ben bugün başlıktan da anlayacağınız üzere farklı bir ürünü tartışacağım.

Google Chrome Os temelde netbooklara özgü bir işletim sistemi olarak lanse edilse de, platformdan bağımsız çalışacağı aşikar. Hatta bunu masaüstü bilgisayarında kullanacak Google aşıkları bile çıkacaktır. Bana kalırsa heyecan içinde beklediğim Chrome Os ne netbook, ne notebook için uygun bir sistem değil. Bir netbook sahibi olsaydım Ubuntu Netbook Remix kullanırdım. Bir notebook sahibiyim ve şu sıralar Pardus kullanıyorum. Öte yandan Chrome Os’u bilgisayarıma en fazla denemek için kurarım sanırım. Burada önemli olan soru şu: Chrome Os yüklü bir cihaz satın alır mıyım?

Vaktinin neredeyse tamamını bilgisayar başında geçiren ve bu kısmının da %90′ında internet işleri ile uğraşan biri olarak Chrome Os çok işime yarardı. Böyle hafif, hızlı ve stabil bir sistem, bana sadece ihtiyacım olanı veren bir sistemi kullanmak çok isterim. Lakin yukarıda dediğim gibi Chrome Os’u bu amaçla üretilmiş netbooklarda bile kullanmam çünkü netbooklar kapasiteleri itibariyle bana internete girmekten çok daha fazlasını verebilirler.

Oysa tablet pc’ler bana kalırsa internete girmek için dizayn edilmeli ve bu bakımdan Chrome Os tablet pc’ler için biçilmiş kaftan konumunda. Çünkü kimse kocaman bir tablet pc’de müzik dinlemek istemez, fotoğraf çekmek istemez ya da küçücük bir tablet pc’de resim işlemek, oyun oynamak istemez. Tablet pc’ler film izlemek, internete girmek ve online işlemlerimizi yürütmek için harika araçlar. Bugüne kadar tutmamalarının sebebi bu amaçlarla üretilmemeleri. Bakın, IPad içinde IPhone Os kullanıyor. Bu pratikte bir bilgisayar işletim sistemi kadar gelişmiş olmayan, Apple’ın izin verdiği ölçüde geliştirilebilir ve tamamiyle kısıtlı bir ürün demek. İhtiyaçlara mükemmel derecede cevap vermesinin dışında bir numarası yok. Söz gelimi IPad’e Autocad (Mühendislik tasarım programı) yükleyip çizim yapamayız ama HP’nin Slate adlı ürününde bunu yapabiliriz. Çünkü içinde Windows 7 yüklü geliyor. Oysa kimse Slate’e Autocad yüklemez. Dolayısıyla Apple belki de kısıtlı bir ürün yaparak doğru bir nokta yakalamış olabilir.

Hp Slate ve Apple IPad

Hp Slate ve Apple IPad

Ama IPhone Os bile Chrome Os kadar kısıtlı değil ve ben bu fikre bayılıyorum. Chrome Os beklentilerimi karşılayabilirse ilk çıktığı anda Chrome Os yüklü bir tablet pc almayı düşünüyorum.Çünkü Chrome Os, Linux alt yapısını kullandığından lisans bedeli olmadan satılacak, yüksek grafik uygulamalarını çalıştırmak için içinde pahalı grafik kartları barındırmayacak, tüm depolama işlemlerimizi internet üzerinden yapacağımızdan yüksek boyutlu hard diske gerek duymayacak ve büyük ihtimalle çok ucuz olacak. Ayrıca işlem kapasitesi düşük olduğundan pil ömrü de yüksek olabilir. Taşınabilir bir bilgisayardan başka ne bekliyoruz ki zaten? Başarılı bir dokunmatik ekran performansı sunsuz -ki bu çoğunlukla üreticilerle alakalı bir durumdur.

Böyle bir tablet pc’yi internetteki rutin işlemlerimi yapmak için kullanabilirim. Söz gelimi hızlı açılan bir sistem ile hemen maillerimi kontrol edebilir, bloga yazılan yorumları onaylayabilir, readerımı okuyabilir ve çıkarım. Belki notebookumu sadece masaüstü uygulamalarına ihtiyaç duyduğumda açarım.

Google Chrome Os Tablet Pc

Google Chrome Os Tablet Pc

Unutmadan, bana bu yazıyı yazmam için ilham veren prototip Chrome Os tableti şurada. En altta yer alan videoyu izlemenizi tavsiye ederim, belki siz de benim gibi heyecanlanırsınız.

Yazan: Deniz
Son Düzenleme: 12 Şub 2010 @ 04:44 PM

E-mailLinkYorumlar (0)
Tags
 21 Oca 2010 @ 3:39 PM 

Bugün Ubuntu için yazılmış 2 adet faydalı program önereceğim.

Ubucompilator

Bu uygulama henüz 0.01 sürümü yayında olduğundan tam stabil sayılmaz. Ben en azından yükleme ve çalıştırma aşamasında sorunlar yaşadım. Yaptığı şey çok faydalı. Programların kaynak kodlarını (soruce kod) .deb uzantılı yüklenebilir paketlere çeviriyor. Böylece internetten indiridiğiniz kaynak kodlarını iki tıkla yüklenebilir hale getirebiliyorsunuz. Şurada ayrıntılı bir video ile anlatılmış.

Ubuntu Tweak

Her Ubuntu kullanıcısının mutlaka sahip olması gereken bu program oldukça gelişmiş bir sistem yöneticisi. Sistemimizle ilgili her türlü bilgiye ve ayara bu program vasıtasıyla ulaşabiliyoruz. Öyle ki depoların, yüklenip kaldırılan programların ve önbelleğin temizliğini yaparak sistemi hızlandırıp diskinizden kayda değer miktarda yer açabiliyorsunuz. Başlangıçta çalışan programlara hükmedebiliyorsunuz. Depo listesini yenileyebiliyor, program güncellemelerini ve sistem güncellemesini otomatik yapabiliyorsunuz. Bunlar gibi önemli bir sürü özelliği var. Programı kendi sitesinden indirebilirsiniz.

Yazan: Deniz
Son Düzenleme: 21 Oca 2010 @ 03:39 PM

E-mailLinkYorumlar (1)
Tags
 18 Oca 2010 @ 12:42 PM 

Bugün sizlere iki adet eğlenceli Linux oyunu tanıtacağım. İleriye dönük planlarım arasında daha çok oyun tanıtmak olduğu için (1) yazdım.

Bildiğiniz gibi oyun firmalarının çoğu Linux’a direk destek vermiyorlar. Bunda Linux kullanıcılarının genelinin oyun sever olmaması büyük etken. Bu durum kaliteli, grafikleri güzel oyunlar çıkmasını engellese de açık kaynak dünyası başarılı oyunlar üretmeye devam ediyor. Windows platformunda oynadığımız oyunların neredeyse tamamını Wine uygulaması ile Linux platformlarında oynayabileceğimizi belirterek, bugün tanıtacağım oyunlara geçiyorum.

Extreme Tux Racer

Bu eğlenceli oyunda Linux’un simgesi pengueni başrolde görüyoruz. Oyunda karlı dağların arasında sevimli penguenimiz ile kayarak olabildiğince fazla sayıda balık yakalamanın yanında süre bitmeden finish çizgisine ulaşmaya çalışıyoruz. Oyun yön tuşları ile oynanıyor ve hiç kolay değil. İlk seviyeyi geçemedim.

Extreme Tux Racer

Neverball

Linux dünyasında fazlaca tanınmasına rağmen bilmeyenler için bir kez de ben tanıtayım istedim. Neverball, muadillerini illaki bir yerlerde oynamış olacağınız, topu dengede tutma oyunu. Dengedeki topu mouse yardımı ile ilerleterek altınları topluyoruz ve yeterli sayıda altın topladığımızda kapı açılarak bölümü bitirerek bir sonraki bölümü aktif ediyoruz. Bu oyun da basit ve eğlenceli bir oyun.

Neverball

Tanıttığım iki oyun da sistemi yormayan, basit, fazla grafik içermeyen ama boş vakitlerinizi değerlendirmek için birebir oyunlar. Zevkle oynayacağınızı umuyorum.

Yazan: Deniz
Son Düzenleme: 18 Oca 2010 @ 12:42 PM

E-mailLinkYorumlar (2)
Tags

 Son 50 Yazı
 Geri
http://denizatm.com
Temayı Değiştir...
  • [Çıkış Yaptı]
  •  
  • Kullanıcılar » 2
  • Yazılar/Sayfalar » 51
  • Yorumlar » 52
Temayı Değiştir...
  • BoşBoş
  • YaşamYaşam
  • YeryüzüYeryüzü
  • RüzgarRüzgar
  • SuSu
  • AteşAteş
  • IşıkIşık « Varsayılan
Toplam 2 sayfa, 1. sayfa gösteriliyor.12